Kalbim Kudüs'te Kaldı kitabından önce yazarın diğer kitaplarını da incelemiştim. Bozkırın Sırrı ve Aşkın Şehidi'ni kenara koyara söylüyorum, Aşkın Üçlemesinin ikincisinde Aşkın Elçisi'nde yoğunlaşılan Allah'ın güzel Esmâları teması ile, sonraki kitaplarda yoğun işlenen Muhammedî şuur, 'tâlim ve terbiye' vurgularını birleştiren güzel bir eser ortaya çıkmış.
Kitabın hemen ilk satırlarından itibaren okuyucuyu içine çeken yapısı ilerleyen bölümlerde karakterlerin defterlerine işledikleriyle birleşince samimi havanın etkisi artarak sarıyor ve sarsıyor. Hele bir de Faruk Hikmet karakterine yönelik vurgu ve tahliller ayrı bir idrak, farkındalık ve hikmet vazediyor.
Eserde karakter ve olay örgüsü kısmen çevrelenmiş ve anlatılanların yoğunluğunun baskın olması nedeniyle öze sadık kalınması için özellikle dar tutulduğu intibâı oluştu bende. Yoğun anlatım nedeniyle de eksiklik hissettirmedi bu yüzden. Kitabın iki ana karakterinin kişilik özellikleri, düşünce ve davranış yapıları, eylem ve tutumları kitabın belli bir noktasından sonra vurgulanan Âdem ve Havvâ teşbihine doğru salık veriyor. Evvelki romanlarından karakter yapısıyla farklılaşan bu kitapta benim edindiğim ve teşbih sezdiğim diğer bir intiba şu: Özellikle Aşkın Şehidi'nde hayali bir karakter olarak sunulan - yanlış hatırlamıyorsam Haşim idi- karakterine benzettiğim ancak onun bir adım ötesine geçmiş ve kemâlâta bir adım daha yaklaşma cesareti gösterme teşebbüsüne sahip bir karakter okudum. Daha da ileri gideyim; Faruk Hikmet karakterinde yazarın kendisini okur gbi hissettim.
Kitabın içeriği olarak ise bahsi de içinde geçen Tenzih-Teşbih-Tevhid üçgeninden verilen aslolan birliğe de değinmek gerek. Yatay, dikey ve çarpraz Mirac yolculuğundaki üçgene benzeyen bir ufuk çizgisi belirdi bende. Eserde değinilen Üç Mürsel kıssasında da Tevhidi vaaz eden bir üçüncü mürselin Muhammed Mustafa (s.a.v) olduğuna dair fikre binaen ona has Miracın asıl mucizesinin geri nûzlü yani dünyaya geri dönmesi ve bunu da 'çapraz yolculukla' ilişkilendiren bir fikre götürdü beni.
Üçlemelere dair başka bir fikir ise karakterleri uyarmak, onlara yardımcı olmak ve yeri geldiğnde yol göstermek üzere kalp hocalığı yapan karakterler. Arif Çelebi, Hasan Nâci ve Kuşçu. Karye halkına yani Faruk Hikmet ve Rachel'a yol gösterici mürselleri anımsattı. Bir ara Hasan Nâci'nin, bazı kaynaklarca da şehrin öteki ucundan gelen ve İlâhi buyruğa-Muhammedî nezarete çağıran kişi olarak atfedilen Hasan Neccâr için sembolik kişilik olacağını sansam da; kitabı bitirdiğimde İlmin Kapısından giren kişinin belki de İlmin Kapısının ta kendisidir düşüncesi peyda oldu zihnimde.
Eserin başından sonuna karakterlerin amacı olan iki kanadın da birlikte çırpılması için Âdem'de noksan olanın Havvâ'sı ve Havvâ'da eksik olanın Âdem'i olduğunu ve yek'lenişle bunun da itmam hâle geldiğini Havvâ'nın kaleminden okuyabiliriz. Aynı satırları Faruk Hikmet'ten okumak da merakımı celbederdi aslında. Ancak bunun Âdem "ile" Havvâ'nın hep yek oluşu nedeniyle bilinçli sekilde tek ağızdan anlatıldığını düşündüm. Şunu da ifade etmek isterim ki Rachel kalemiyle yazılan kısımlar Faruk Hikmet'in kaleminden çıkanlara nazaran daha kuvvetli itiraf ve itiraza sahip bir anlatım benimsemişken Faruk Hikmet kalemiyle teşhislerin daha keskin anlatıldığını gözlemledim. Karakterlerin bir başka benzerliği ise bedel ödemelerine binaen vuslata nasip kılınmaları. Her ikisinin çetin sınavlarında yaşadıkları sıkıntı, ikaz ve müjdelere karşı tutumları ince bir hassasiyetle anlatılırken her ikisinin nihâi vuslatta -şehitlikte- şahit olarak yazılma îması da yazarın kaleminin güzel bir cilvesi olmuş... Sözün özü yazarın eline ve zihnine sağlık. Okuyanı ve istifade edeni bol olsun