Türkiye’nin yakın tarihinde yaşananlar, aşağı yukarı şu şablona uyar: Kurtuluş Savaşı’ndan sonra iktidar olan Atatürk çevresindeki kadro (ülkeyi düşmandan kurtaran kadro) seküler bir anlayışla hüküm sürmüş ve bu anlayışın tüm ülkeye hakim olmasını ülkenin çıkarına saymıştır. Bunun sonucunda gelenekçi veya dinci kesimler gözden düşmüş, kenara çekilmiş veya sindirilmiştir. Ancak bir süre sonra, seküler kadronun vaatlerini tam olarak yerine getirememesinin de etkisiyle, nüfusun arka planda kalmış olan dinci kesimi yeniden güçlenmiş ve hakim seküler kadroya meydan okur hâle gelmiştir. Hatta yeniden palazlanan ve dinî retorik sayesinde gücüne güç katan bu kesim, siyasî iktidarı eline almıştır.
İşte Michael Walzer’in “Kurtuluş Paradoksu” kitabı, kısaca tarif edilen bu sürecin yalnızca Türkiye’ye özgü olmadığını, Türkiye ile hemen hemen eş zamanlı olarak başka ülkelerde de tecrübe edildiğini anlatıyor. Kitabın örnek olarak incelediği ülkeler ise şunlar: Hindistan, Cezayir, İsrail. Bu ülkeler kendilerini farklı kılan koşullara sahip olmakla birlikte, hepsinde yaşananlar Türkiye’dekine benzer: “Kurtuluşu getirenlerin” yorgunluğu, başarısızlığı ya da çürümüşlüğü, onların köşeye ittiği ve kendilerini güçlü dinî gelenekler ile ifade eden vatandaşların yeniden güçlenmesi, meydan okuması ve iktidara gelmesi ile sonuçlanıyor. Yani bir tür “kurtulanlardan kurtulmak” olayı yaşanıyor. Kitabın ismindeki “paradoks” lafının işaret ettiği de bu…
Çok yararlı bir kitaptı. Kendi ülkemizde yaşanan, hayatlarımızı derinden etkileyen ve zihnimizi çokça meşgul eden birtakım hadiselerin, aslında yalnızca “örneklerden bir örnek” olduğunu öğrenmek her zaman yararlıdır. Daha sağduyulu bakmayı mümkün kılar…