Turgut Uyar’ın imgelerle adeta dans eden, kendine has tarzını pek beğeniyorum. Şiirine asıl gücünü veren şey de bu sanırım. Kendini ifade etmek için kavramları ortaya koyup eğip bükerek bambaşka anlamlara açıyor.
Divan, Turgut Uyar’ın okurla arasına bilinçli bir mesafe koyduğu kitaplardan biri gibi geliyor bana. Şiir burada anlatmak için değil, durmak ve düşündürmek için var sanki. Anlam hemen açılmıyor; hatta çoğu zaman geri çekiliyor. Yani okuru düşünmeye zorluyor. Bu yüzden bu eser ilk okunmada insanı itebilir. (Veya aksi halde benim gibi bayılarak okumanıza neden olabilir.) Uyar, okurun şiire yaklaşmasını değil, şiirin okurun içine sızmasını bekliyor sanki.
Nesneler, mekânlar ve zaman duygusu şiirin yükünü taşıyor. Kıyı, ikindi, deniz, soğuk, geçmiş… Hepsi tekrar tekrar karşımıza çıkıyor ama aynı anlamla değil. İmgeler sabit durmuyor Uyar'ın kaleminde, her şiirde başka bir duyguya yaslanıyorlar.
'Bağırma’ya' şiirindeki su imgesi örneğin.
"suyun çekirdeği nedir elbet yine bir sudur
insanın gözü ve gözyaşı engine bir sudur" diye başlayıp suyu gerek "bizim böyle bağırmamız yangına bir sudur" gerek "bağırmamız çünkü bir herifin tüfeğine bir sudur"gerekse "bağırmamız bir karşı koymanın çeliğine bir sudur" diyerek şekillendirmesi kaleminin gücünün göstergesi. (Bu kitabının vesilesiyle tanıştığım harika şiiri..)
Hele ki en sevdiğim şiirlerden biri olan Tomris Uyar İçin Bir Şiir Kurma Çalışması, başlı başına bir şölen. “seni sonsuz biçimde buldum o biçimi almıştın” diye başlayan bir şiir daha ne kadar etkileyici olabilirdi zaten.
“perdeler uzundu, rüzgâr kısa, masalar üç bacaklı /
masalar dört bacaklı, rüzgârlar uzun, perdeleri kısalttın”
dizeleriyle de imge kurma konusunda zirveye tırmandığını düşünüyorum.
Sonuç olarak yine altı çizilesi, tez vakitte şiir defterimde yerini alacak şiirlerinin olduğu bir kitaptı benim için. Şiirde düşünmeyi seven okurlara önerebilirim ancak.
Ve en sevdiklerimden birini iliştirivermek de kitabın şanındandır artık.
"kapılarda bıraktılar her şeyleri her şeyleri
ey üzünç yalnız bir seni mi aldılar içeri
saatler bir açık deniz gibi kimseden yana değil
her zaman süslü püslü her zaman oldukça geri
beni bir su başına götürün bir su başına
öyle yapın, ki sileyim orada hendekleri
beni şarkılarla türkülerle aşkla donatın
pırıl pırıl yara almaz olsun bedenimin her yeri
eski kaleler eski bölümler ve eski çarşılar
bir coşkunluk diye bir odak diye bulsunlar beni
ey aklımın tarihi ey su geçirmez gücüm
unutmadın unutmadın silah tutan elleri
seni bu mazgalın nöbetine koyuyorum
sen bir akşamsefası olarak gözetle saatleri
bana hüzün ver beni kucakla beni hep tazele
ey üzünç artık nasılsa bir seni almışlar içeri"