Merhaba kitap sever dostlarim
Değerli Cem Şanver’in kaleme aldığı bu eser, alışılagelmiş tarihi romanların aksine, okuyucuyu sadece geçmişin savaş meydanlarına değil, bir insanın iç dünyasındaki en mahrem çatışmalara davet ediyor. Hikaye, 2001 yılında bir televizyon programında Prof. Dr. Selim Şifaveren hakkında ortaya atılan "Hain mi, kahraman mı?" sorusuyla fitili ateşlenen muazzam bir kurgu. Yazarın kronolojik geçişleri o kadar doğal ki, kendinizi bir anda 2000'lerin modern stüdyosundan çıkıp 1918 İstanbul’unun o ağır, puslu ve işgal kokan sokaklarında buluyorsunuz.
Kitabın merkezindeki Dr. Selim, aslında bir devrin ve o devrin aydın kesiminin yaşadığı kimlik bunalımının vücut bulmuş hali. Paris'te Sorbonne eğitimi almış, Batı kültürüyle yoğrulmuş bir hekimin; işgal altındaki memleketine döndüğünde yaşadığı o "yabancılaşma" hissi çok başarılı işlenmiş. Selim’in hayatındaki iki kadın, sadece birer aşk öznesi değil, aslında Selim’in önündeki iki farklı yolu temsil ediyor.
Süreyya, babasını Çanakkale’de kaybetmiş, vatan aşkıyla yanıp tutuşan, Anadolu’daki direnişin saflığını ve cesaretini simgeleyen bir kadın. Selim için bir nevi vicdan azabı ve ait olduğu köklerin çağrısı.
Eleni, Selim’in geçmişte bıraktığı Avrupa hayatını, modernliği ve konforu temsil ediyor. İşgalci İngiliz komutanı Albay Williams ile kurulan o tehlikeli bağın merkezinde durarak Selim’i "teslimiyetin karanlığına" çeken bir figür.
Yazar, Selim’in İngiliz Albay Williams ile olan yakınlığını anlatırken okuyucuyu sürekli bir yargılama eşiğinde tutuyor. Bir yanda Mustafa Kemal Atatürk’ün sağlığından sorumlu olacak kadar güvenilen bir hekim, diğer yanda İngiliz kraliyet arşivlerinden çıkan ve ihaneti işaret eden belgeler... Bu ikilik, okuru bir dedektif gibi satır aralarında ipucu aramaya zorluyor.
Beni en çok etkileyen kısım, yazarın karakterlerini "ak ya da kara" olarak resmetmemesi oldu. Selim Şifaveren’in torunu Cevdet Bey’in dedesinden kalan ses kayıtlarını ortaya çıkarmasıyla başlayan süreç, bize tarihin bazen belgelerden çok daha fazlası olduğunu; insan duygularının, korkularının ve imkansız tercihlerinin resmi tarihin gölgesinde kaldığını gösteriyor. Kitabı bitirdiğinizde elinizde sadece bir tarihi gerçeklik kalmıyor, aynı zamanda şu ağır soruyla baş başa kalıyorsunuz: "Siz, vatanınız işgal altındayken hem kalbinizle hem de mantığınızla aynı yöne gidebilir miydiniz?"
Sade ama okuru içine çeken, ajitasyondan uzak ama derin bir duygusallığa sahip bu eser; yakın dönem tarihimize "insan" odağından bakmak isteyen herkesin kütüphanesinde yer almalı.
Kitapla ve Sevgiyle Kalın
@cem.sanver
@cemsanver_kitap
@kanonkitap
Semra
#esirşehrinikiyakası
#engelsizokurlaokuyoruz
#mertveduruileokumazamani
#mertvedurununannesininkitaplari
#kitaptutkunuayse