Puan vermedi·528 syf.····Okunma: 26 Aralık 2025 20:50 Abum Rabum, bir roman olmaktan çok, insanın iç dünyasına açılan eski bir sandık gibi. Kapağını kaldırdığında tarih çıkıyor ama tozlu değil; aksine canlı, merak uyandıran ve bugüne göz kırpan bir tarih. İskender Pala, kelimeleriyle okuru yormadan bilgeleştiriyor; öğretirken fark ettirmiyor, anlatırken kalbe dokunuyor.
Kitabın en güçlü tarafı, bilginin hikâyeye dönüşmesi. Arkeoloji, dil, kültür ve medeniyet; hepsi bir anlatının içine ustaca serpiştirilmiş. Okurken bir yandan merakın diri kalıyor, diğer yandan “insan dediğimiz varlık yüzyıllardır neyi arıyor?” sorusu zihninin bir köşesine yerleşiyor. Pala, geçmişle bugün arasında görünmez bir köprü kuruyor ve o köprüden yürürken okur kendini yalnız hissetmiyor.
Dil, tam anlamıyla incelikli ve tok. Ne gösterişe kaçıyor ne de basitleşiyor. Cümleler sakin ama derin; suyun yüzeyi durgun, altı ise dolu dolu. Kitap, hızlı tüketilecek bir metin değil; durup düşünmeyi, altını çizip geri dönmeyi istiyor. Bu yönüyle okuruna saygılı bir eser.
Abum Rabum’da asıl mesele olaylar değil, insanın hakikati arayışı. Bilginin, inancın ve aklın aynı masada oturabileceğini gösteren nadir kitaplardan biri. Okudukça şunu hissettiriyor: Medeniyet dediğimiz şey, sadece taş ve yazı değil; sorular, şüpheler ve arayışların toplamı.
Bu kitap, sessiz ama güçlü bir etki bırakıyor. Bitirdiğinde “vay be” dedirtmiyor belki ama günler sonra bir cümlesi aklına düşüyor, bir sahnesi içini yokluyor. İşte o zaman anlıyorsun: Abum Rabum okunup bırakılan değil, okurun içine yerleşen bir kitap.