Puan vermedi·504 syf.····Okunma: 27 Aralık 2025 01:50 Türkiye yakın tarihinin fotoğraflarının çekildiği, belgesel tadındaki roman.
Kitapta Mevlut karakteri, akraba ilişkileri ve İstanbul o kadar iyi anlatılıyorki kısa sürede bu bilindik hikayeye girip Mevlut ile İstanbul sokaklarını arşınlayıp boza satmaya başlıyorsunuz.
Kitabın uzun olmasıyla alakalı eleştiriler var ve bence doğru eleştiriler bunlar. Hikayemiz daha kısa olabilirdi. Mevlut içimize kısa sürede işledi ve tatmin olmuştuk.
Orhan Pamuk’un neden nobel ödülü aldığını okudukça daha da iyi anlıyorum sanırım. İstanbul’a göç etmiş bozacı Mevlut’un eski İstanbul’dan bugüne hayatını, aşklarını, yaşadıklarını, insanları ve İstanbul’u anlatan muazzam bir roman. Aklıma geldikçe bu hikaye tebessüm ediyorum.
Romana ismini veren bölüm ise dünyadaki tüm metropol sakinlerinin paylaşacağı türden bir duyguyu yakalamıştır. Şehri şehir yapan, içinde herhangi biri olarak kaybolabilmektir. Şehir, kafamızdaki türlü tuhaflık ve fantezilerle var olan bir uzamdır. Her an kurulan ve yıkılan hayallerdir. Dünya büyüktür ama hayatlarımız küçüktür. Mevlut ise bütün bu küçük hikayelerin toplamıdır. Fakir de olmuştur, ev sahibi de. Mutlu da olmuştur, kederli de. Bir söz vardır ya “Bu dünyada bir ağaç altında dinlenir gibi kalacaksınız.” İşte tüm bu anlatılanlar bu sözün bir manası gibi. Mutlu olmak üzerine kurulan bir romandır Kafamda Bir Tuhaflık.
Mecbur olmak, yalnız olmak, hırslı olmak, sahip olmak ve mutlu olmak arasında mekik dokuyan hayatların birbirine geçtiği bir elişidir.
Bütün hayatı Nişantaşı’nda geçmiş Orhan Pamuk’un, bütün ömrü gecekondularda geçmiş insanları bu kadar güzel ilmek ilmek işleyip anlatması da ayrı bir ustalık göstergesi. Şimdi size kitabın en duygusal ama tebessüm ettiren sonuyla veda ediyorum;
“ Şehre söylemek, duvara yazmak istediği şey şimdi aklına gelmişti işte. Bu hem resmi, hem şahsi görüşüydü; hem kalbinin hem de dilinin niyetiydi,
“Ben bu alemde en çok Rayiha’yı sevdim.” dedi Mevlut kendi kendine.”