bilinç ile bilinçdışı arasındaki ince çizgide yürüdüğü, on ayrı düşten oluşan karanlık ve şiirsel bir eserdir. Her rüya, zamandan ve mekândan kopuk bir atmosferde insanın korkularını, arzularını ve varoluşsal yalnızlığını açığa çıkarır. Ölüm, bekleyiş, suçluluk, benlik ve kaçınılmaz son duygusu bu düşlerin içinde sessizce dolaşır. Mantık çoğu zaman geri çekilir; semboller konuşur, sezgiler yol gösterir rüyalar aracılığıyla insan ruhunun bastırılmış yönlerini ve modern insanın içsel huzursuzluğunu gözler önüne serer. Okur, bu on gecede yalnızca bir yazarın düşlerini değil, kendi karanlık ve tanıdık iç seslerini de dinler.