Sinan Canan tarafından yazılan bu kitabın kişisel gelişim kitaplarından farkı gerçekçi, akıl, bilim ve beyin işlevlerinin süzgecinden geçerek ele alıyor. Bireyin değişmesi üzerine değil de daha çok bireyin kendi iç dünyasına dönüp buna cesaret edip diğer bir ifadeyle farkında olarak kendini kabul etme sürecini harekete geçme kararlığını göstererek kendi yolculuğunda dönüşüm sağlamayı amaçlar. Yazar hiçbir cümlesinde şart, rağmen veya bir dayatmaca ile ele almıyor. O söylüyor gerisini bireye bırakıyor. Kitabın son cümlesi zira bu gerçeği gösteriyor." İşine yarayanları al, yaramayanları unut gitsin. Amaç buradaki fikirlerin hayata geçmesi değil; SEN' in cesurca bir hayat sürebilmene destek sunabilmek." diyor.
Bu kitap kendine yolculuğun bir çeşit serüveniydi. Bundan dolayı yazar sık sık " ben" üzerinde durmuştu. İnsanın kendi benliğini tanımak ve bulmak için, içinde bulunduğu siyaseti, politikaları, çevreyi, kültürü, eğitimi,aileyi, sosyal hayat ve kaosu bilmesi gerekiyor. Tüm bu karmaşa sistem içinde kurtulmanın yolu da içindeki her neyse onu bulup,fark edip cesurca kendi kimliğini oluşturmak olduğunu söylüyor. Cesareti de "korkusuzluk"olarak ele almıyor aksine korkunun insanı harekete geçiren, bireyi tetikleyen bir unsur olarak ele alıyor.
Her şeyin başı farkındalık olarak nitelendiriyor: Kendini, zamanı, çevreyi fark etmek. Bu fark ediş sancılı bir süreç olsa da günün sonunda kazanan yine sen oluyorsun. Çünkü fark etmenin yolu fazla uyarandan uzak durmak , çokluklar dünyasında kendine ait olanı seçip devam etmek,beş dakika dahi olsa kendini dinlemek, bulunduğu durumu dinlemek ve gerekirse sıkılmak gerektiğini açıklıyor. Can sıkıntısının da yaratıcılığı doğurduğu ve ilerlemenin motoru olarak açıklıyor.
Çokluklar dünyası nihayetinde kaos dünyası ve sistemin gövdesi diyebiliriz bunun için de hiçbir şey birbirinden bağımsız olamıyor. Ruh,beden, zihin üçlemesi içinde insanı farklı ele almak bir yanılsamadır.
" İnsan evrende kendini unutan tek varlık"olarak niteliyor bunun yanı sıra "insan kendi hayatının tanrısı da değil kölesi de değil." Bütünüyle evrenle bir parça halindedir. Dolayısıyla bugün başına kötü bir hadise geldiğinde ne kimseyi şikayet et ne de tamamıyla kendini suçla, işin içinden sıyrılmak için şu an bu yaşandı, belki kötüydü de ama bundan sonra ne yapacağım, bundan nasıl nasipler çıkarabilirim diye biraz çözüm odaklı, siz isterseniz bencilce deyip sıyrılın.
Kitapta beni en çok etkileyen kısımsa psikolojik bağışıklık, duygusal bağışıklığın güçlü olması adına sanat,bilim, kültür ile hemhal olması, sevdiği insanların olması, bireyin özündeki" beni " bulup hayata devam etmesi fikriydi. Çünkü duygusal ve psikolojik bağışıklığın zayıf olduğu durumlarda birey sistemin içinde ölen bir kurban haline geliyor.
Tüm bunların yanı sıra yeni dünyanın cesur insanını diğer insanlardan farkı olarak şöyle ele alıyor: "Bu hayatın bir kez verilmiş bir hediye olarak algılamaları ve kendi hayatını adamaya değer bir şeylerin varlığı olmasıdır."der...
Aslında verilmek istenen daha birçok şey, bilginin okulla sınırlı olmadığı bu zamanda; öğrenmeyi öğrenmek, öğrenmek için istemek ve istemek için de cesur olmak, adım atmak, şikayet yerine zihin konforundan çıkmak, gayret etmek gerisini yaradana bırakmak...
Kısacası fark etmek algıları değiştirir , algılar dönüşümü sağlar, dönüşüm değişimi sağlar. Değişim de cesareti toplar. Cesaret de bir hayatı doğurur. Tüm bunların toplamına toplumun "sen" dediği şeyden sonra insan "ben"e dönüşüyor gerçek kimliğine. Yalnızca isminle var olduğun değil de senin içindeki senden içeri olan "ben"e.
Çünkü insan dünyanın gerçeğini hiçbir zaman anlamayacak kadar sınırlı bir kapasiteye sahiptir. Kendini anla, sorgula,fark et, dış dünya içinde içeriyi bul, bildiğini yeniden bil, bildiğine bazen bilmiyorum de, güven, hata yap...
Dünyayı belki değil ama dünyanı bir nebze de olsa anlarsın.
Yanlış anlamadığımı varsayarak yazdım. Bu kitaba bir kitap çıkar. Ama heybemde izi kalan düşünceler bana kalsın biraz. Okuyana da ona kalsın.
Selametle: Rahatlık, ferahlık.
Teşekkürler Sinan Canan