Sinan Canan

Sinan Canan

Yazar
8.5/10
1.353 Kişi
·
3.998
Okunma
·
800
Beğeni
·
12,4bin
Gösterim
Adı:
Sinan Canan
Tam adı:
Prof. Dr. Sinan Canan
Unvan:
Türk Akademisyen ve Yazar
Doğum:
Ankara, 1972
Prof. Dr. Sinan Canan 1972 yılında Ankara’da doğdu. İlk, orta ve üniversite eğitimini Ankara’da tamamlayarak 1995 yılında Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü’nden mezun oldu. Ardından Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji-Embriyoloji Anabilim Dalı’nda yüksek lisans, aynı kurumun Fizyoloji Anabilim Dalı’nda ise doktora eğitimini tamamladı. Bu süreçte sinirbilimleri ve deneysel epilepsi konuları üzerinde çalıştı.

Dr. Sinan Canan, 2010 yılında Fizyoloji Doçenti ünvanını aldı ve Ankara Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi‘nde 5 yıl; Ankara Turgut Özal Üniversitesi‘nde de 1 yıl çalıştı. 2016 Yılından itibaren Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Bilimsel araştırmalarını son yıllarda sinir sisteminde kaotik ve fraktal özellikler konularında yoğunlaştıran Dr. Sinan Canan aynı zamanda Kaos Teorisi, Karmaşıklık, Fraktal Geometri, Doğadaki biçimler, Öğrenme, Lisan ve afazi, Zihin ve Beyin gibi konularda ülke çapında genel dinleyiciye yönelik konferans ve programlar da düzenlemektedir. Dr. Sinan Canan’ın “Kimsenin Bilemeyeceği Şeyler” başlıklı bilim ve bilim felsefesi denemeleri tarzında yayınlanmış bir kitabı da bulunmaktadır.

Dr. Sinan Canan evli ve üç çocuk babası olup, “hayatın, tek bir işle uğraşmak için fazla uzun; insanın ise, tek bir işle ömrünü tüketmek için fazla karmaşık olduğuna” inanmakta ve bu yönde çalışmalarına elinden geldiğince devam etmektedir…
Osmanlı sultanlarının Enderun mektebinin kapısına yazdırdığı "Burada hiçbir balık uçmaya, hiçbir kuş yüzmeye zorlanmaz" yazısını biz ne zaman eğitim kurumlarımızın girişlerine yazacağız acaba?
...ama çoğu insan, kendi zihinsel sınırlarını o kadar gerçekmiş gibi algılar ki, bu kısırdöngünün içinden çıkabileceklerini düşünmezler bile.
Dikkat edin çarşıları dolduran, yollarda gezinen insanlara. Başka yerleri bilmem ama benim ülkemde çoğu insan, sıkıntılı bir bakışa sahip. Gülümsemiyor, ya asık suratlı ya da intikam alırcasına kahkaha atma peşinde ... Gözler ya hep vitrinlerde ya güzel kızlarda veya yakışıklı adamlarda ... Bazılarınınki de yerde ya da gökte, bu alemi es geçmiş, bir paralel evrende başka hesaplara dalmış sanki. Hareketler öğrenilmiş, davranışlar kalıplaşmış. Herkesin gözleri, etrafını olay fotocu (paparazzi) objektifleri gibi görmeye alışıyor. Ekseriyetle en pahalı, en yeni ürünler süslüyor istekleri. Sanki herkes, bir yerlerden öğretilen bir şeyleri harfiyen uyguluyor gibi. Belki de o sebepten, eğlencelerde zaman çabucak geçiyor ve hemen her zaman, arkasında bir "yoksunluk" hissi bırakıyor.
Sinan Canan
Sayfa 152 - Tuti Kitap 4.Baskı : Şubat 2016
Yine araştırmalardan elde edilen verilere göre az gülenler erken ölürken, çokça gülümseyenler ve güleç yüzlü olanlar istatistiksel olarak daha uzun yaşama eğilimine sahipler.
İki başlı bebekler doğduğu zaman hayret ediyoruz, normal bir insanın dünyaya gelmesi çok sıradanmış gibi..

Kocaman gökdelenlerin inşasına hayret ediyoruz, asırlık çınarlar çok sıradanmış gibi..
280 syf.
·3 günde·10/10
Sinir Bilimci olan Prof. Dr. Sinan Canan ile Pelin Çift'in sohbet tadında, tıbbı terimlere çok fazla yer verilmeyen bu kitabı okurken, sanki karşımda sohbet ediyorlarmış da ben de onları dinliyormuşcasına, keyif alarak okudum...

"Beynimizi anlamak için, yine beynimize ihtiyacımız var", diyen Sinan Canan, eserde dünya üzerinde beynimiz ile ilgili araştırmaların yanında kendi yaptığı araştırmaların örneklerini de sade ve anlaşılır bir biçimde bizlere sunuyor...

Soru-cevap halinde ilerleyen eser resimlerle de desteklenmiş. Her insanın anlayabileceği bir dil kullanılmış. İnsan beyninin, karşılaştığı her durum ve olaydan nasıl etkilendiği, günümüzde bu kadar araştırması yapıldığı halde gizemini nasıl koruduğuna da yer verilmiş. Beynimizin anne karnında gelişmeye başlamasından sonra, genetik, travmatik ve yanlış yetiştirilme ile ilgili, kişiliğimizde oluşabilecek farklılıklarında biz insanlarda ne tür hasarlara yol açabileceğine dair deney sonuçları, örneklerle esere eklenmiş...

Aşık olduğumuzda, ibadet veya meditasyon halindeyken beynimizde oluşan durumlar, zihnimizin beynimizle iletişimi, öz güvensiz büyümenin beynimiz üzerinde oluşturduğu geri durma durumu, korktuğumuzda veya sevindiğimizde, gülüp ağladığımızda bu organımız üzerinde etki eden hormonların nelere yol açtığını, bilimsel veriler eşliğinde okuyarak bilmediğim bir çok konu hakkında fikir ve bilgi edindim. Yapılan onca araştırmaya rağmen beynimizin nasıl işlev yaptığına dair bilinmeyen çok şeyin olduğunu (bilimsel olarak) okurken şaşırmadım desem yalan olur...

İncelememi, Pelin Çift'in cümleleri ile bitirmek istiyorum.
"...kocaman gökdelenlere hayret ediyoruz, asırlık çınarlar çok sıradanmış gibi...Bungee-jumping gibi uç sporları yapanlara hayret ediyoruz, sanki tavanda yürüyen sinek basit bir iş yapıyormuş gibi...
Bilgisayar dünyasındaki gelişmelere hayret ediyoruz, sanki hepsinin çıktığı yer olan beynimiz çok basitmiş gibi...

Keyifli okumalar diliyorum...
184 syf.
·10/10
İFA (İnsanın Fabrika Ayarları); 3 cilt olacak şekilde tasarlanmış kitap serisinin çatı ismi.

İnsanın Fabrika Ayarları isimli #Tedx konuşmasına bir göz atmanızda fayda var zira bu kitap serisi o konuşmanın detaylandırılmış ve yazıya dökülmüş halidir denebilir. Merak edenler için linki buraya bırakıyorum.

https://youtu.be/VkseAGeMpuQ

1. Kitap:Beden
"Hareket" ve "Az, Aralıklı ve Çeşitli Beslenme" bölümlerini içeren bu cildi,

2. Kitap: Iliskiler ve Stres
"Olumlu ve Zengin Sosyal İlişkiler" ve "Düşük Stresli Bir Yaşam" konularını barındıran ikinci cilt ve...

3. Kitap: Sınırları Aşmak
*

İFA Serisinin ilk eseri olan BEDEN isimli bu kitabı açtığımız an içindekiler ve teşekkür isimli sayfaların ardından karşınıza şu ifade çıkıyor:

ÇIPLAK GERÇEK!

Belki de sıradan gördüğünüz küçük bir öykülemenin sonunu şu cümlelerle getiriyor Sinan Canan;

Çünkü Dünya, hiçbir şekilde Çıplak Gerçek ile karşılaşmak istemez!
*

Devam eden sayfalarda klasik Sinan Canan deyişlerine rastlıyorsunuz. Yer yer Unutulacak Şeyler isimli kitabında geçen aynı cümleler ve tedx isimli programda "insanin fabrika ayarlari" isimli konuşmasında yer verdiği cümlelerin yinelemelerine denk geliyorsunuz. Kitaba olan meramınız bir an kayboluveriyor, derken ilerleyen sayfalar sizi cezbetmeye başlıyor. Sayfa 30'dan sonra diğer kitap ve programlarında bahsettigi konulardan biraz olsun uzaklaşıp yepyeni bilgilerle karşınıza çıkan bir Sinan Canan ile karşılaşıyorsunuz.
*

Insanın evrimsel akrabalık serüveni ile devam eden bir yazı dizisi ile muhatap oluyorsunuz. Evrimsel akrabalık ve süreçle ilintili sayfalarda şu ifadeyi buraya not etmeden geçemeyeceğim.

Syf 36 : Evrim yahut biyoloji tarihi "en güçlü olanı" değil, değişen koşullara "en iyi uyum sağlayanları" seçer.
*

Kitabın takip eden sayfalarında ilk büyük başlığımız olan HAREKET konusuna doğru seyrediyorsunuz.
*
Insanlar özellikle gelisen teknoloji, ulaşım araçlarının çeşitliliği gibi kolaylaştırıcı unsurlar sayesinde artık eskiye nazaran çok daha az hareket ediyor. Gelişen dijital teknoloji nedeniyle ellerimizi, kollarımızı, ayaklarımızı yani bedenlerimizi çok daha az kullanıyoruz. Bu gelişmeler sonucunda ağırlıklı olarak "bilişsel insanlara" dönüşmeye başladık, özellikle de şehirde yaşayan insanlar olarak... Bu da ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getiriyor.
PEKI BUNU KENDIMIZE NEDEN YAPIYORUZ?
*
124.sayfaya dek hareket olgusu üzerinden, eski atalarımızın hareket hususundaki etkinliğine nispeten günümüz insanının durağanlaşması, çocuklarda hiperaktivite, eğitimde kırk dakika boyunca yerinde sabit duran bir öğrenci kitlesinin bekleniyor olmasının dezavantajları, spor aktiviteleri, kadın ve erkek bedeninin kas eklem ve kemik yapılarındaki farklılıklara binaen gerçekleştirebileceği spor faaliyetleri ve farklılıkları vb konular üzerinde durulmuş .
*
Devam eden bölüm ise kitabın ikinci ana başlığını ihtiva eden
Az, Aralıklı ve Çeşitli Beslenme konusudur. Bu bölümde baskül ve sağlık, şeker, yağ ve protein gibi besin maddelerinin değerlendirilmesi, açlık metabolizması, beslenme tiplemeleri, açlık hormonları, sağlıklı beslenmenin kısa yolları, can ve ölüm boğazdan gelir alt başlıkları ile detaylı bir bilgilendirme yapılmıştır.
*
Kitap günlük konuşma diline yakın ve her tip insanın okuyup bir seyler öğrenebileceği boyutta sürükleyici ve öğretici bir yapıttır. Tavsiye olunur (;
346 syf.
·20 günde·10/10
Muazzam ve sarsıcı bir kitap. Doğru bildiklerinizi değiştirmeye hazır “açık görüşlü” bir insansanız, okuduklarınıza hayran kalmama ihtimaliniz yok. Size naçizane tavsiyem, aceleye getirmeden gerektiğinde önceki bölümlere geri dönerek bağlantıları tekrar tekrar kurarak okumanız yönünde olabilir. Sinan Canan’ın biyografisinde “Hayatın tek bir işle uğraşmak için fazla uzun; insanın ise tek bir işle ömrünü tüketmek için fazla karmaşık olduğuna ikna olmuş” yazıyor. Aslında bu cümle -bana hak verenleriniz olacaktır- kitabın ana fikri gibi. Kıymetli vaktinizi sonuna kadar hak eden bu kitabın adını bir yere not edin.
240 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
"İki aşırı ucu düşünecek olursak... Bir yanda dijital dünyanın kolay ilişkilerini kendisine uyuşturucu yapmış bir sorunlu insan tipi var. Hayatında hiç uyuşturucu kullanmamış olsa bile, beynindeki yapılar uyuşturucu bağımlısı bir insandan pek de farklı olmayacaktır. Diğer uçta ise kendi karakterini ve fiziksel çevresini iyi oturtmuş, bunun üzerine de dijital deneyimle çok daha zengin ilişkiler kuran, çok daha uzaklara sınır ötelerine ve çok daha fazla sayıda insana ulaşan, yarar oluşturan insan tiplemesi var. Dijital dönüşüm her ikisini de mümkün kılıyor. Hangisi olacağını seçmek biraz bize, birazda bizleri yönlendirme gücüne sahip kişilere kalmış."
296 syf.
·Beğendi·8/10
Sinan Canan’ın okuduğum ilk eseri. Bu sene 1000 kitapla tanışıp kendime 1000 kitap okuma hedefi koyunca farkettim ki okuma yelpazemi de bayağı bir genişlettim. Bazen hayal kırıklığına uğrasam da genelde iyi ki farklı tarzlar denemişim diyorum. Genelde Türk yazarları pek tercih etmiyorum çok yetkin değil diye düşünüyorum ( belli başlı üstadların bunundışında tutuyorum )
Sinan Canan espirili bir bilim insanı bu da eseri daha keyifli yapıyor. Beyin kaos gibi bir çok konuyu ele alıyor Yabancı yazarlar kadar olmasa da yine de güzel bir kitap yazmış. İyi okumalar var olun
296 syf.
Tv programlarından ve sosyal medyadan takip ettiğim birisi Sinan Canan. İlk kitabı olan ''kimsenin bilemeyeceği şeyler'', kendisini dinlerken anlatımındaki lezzeti kitabında da ilk satırlarından son satırına kadar sürdürmeyi başarmış. Kendimize ve hayata dair sorular sorup cevap aradığımız ve cevap bulduğumuz veya cevabını bulamadığımız bir çok konuyu kendi uzmanlığınca ele alarak yanıtlamaya çalışmış. Kitabı herkese şiddetle tavsiye ederim.
296 syf.
·4 günde
Spoi içerir ve blogumdan alıyorum,yorumuum.Bilginiz olsun.

Herkese merhaba tekrar ve iyi akşamlar. :)

Sinan Canan,benim Evolutionary Psychology(Evrim Psikolojisi) dersime girmiş,dünya tatlısı bir öğretmen ve insan.Çok ilgili ve çok bilgili bir öğretmen.Ayrıca hayranı olduğum bir insandır.

Kitabı anlatmadan önce Sinan hoca'nın değişik bir üslubu vardır.İlk başta sizi rahatsız etse de alışıyorsunuz.İlk derse girdiği günü hatırlıyorum da çok garipsemiştim,anlatış biçimini.Kitaba gelince üç bölümden oluşuyor;bize dair,bilime ve inanca dair ve kaosa dair.İlk bölümde parmak basılan noktalara yer veriliyor.İkinci bölümde bilgi yüklemek yerine bizleri harekete geçirecek bilgi tohumları atıyor ve büyütüyor.Gerçekten derste de öyleydi,Sinan Hoca.Bizlere bilgi yüklemesi yapmak yerine içimize bilgi tohumları ekip,o tohumları suluyordu.Ve Sinan hocadan çok şey öğrendim,hem evrim hemde kendi alanıyla ilgili.Son bölümde ise özel ve özgün bir tarz kullanmış,hocam.İlki iki bölümün kolalığından sonra zorlanılan bir bölüm,bence.Çünkü 'Kaotik' kelimesini bilmeyen birisi için zor oluyor ve bunu anlama çabasına giriliyor.

K,tabı okurken Sinan Hoca'nın sinirbilimci bakışına da eşlik ediyorsunuz.Örneklerin tıp dünyasından ve hedefin tıp öğrencileri hissi olsa da herkese hitap eden bir kitap.

Zihin kontrolü,yabancı dilde eğitim,Aşk'ın sinirbilimsel incelemesi de yer alıyor.Daha fazla spoi vermiyeyim ve kitabı okumanızı tavsiye ederek keyifli okumalar diliyorum. :)

Not:Sinan Hocanın blog'u ve sitesi ekte :)

Ek:
http://sinancanan.blogspot.com.tr

http://www.sinancanan.net
296 syf.
İnceleme klişelerinden olan, "yazarın okuduğum ilk kitabıydı, çok güzeldi." gibi cümleler ile laf kalabalığı yapmak yerine, "yazarın başka bir kitabına başlamak istiyorum hemen" gibi lezzetine doyum olmayan özgünlüğe değinmek isterim.

Bir Oktay Sinanoğlu havası var yazarda. "Türkçe giderse Türkiye gider. Yabancı dille eğitim ile Türkiye gider" der gibi, diğer yazarların aksine,kullandığı yabancı (Latince vb) kelimeleri parantez içinde kullanmış.


Kitap üç bölümden oluşuyor
1) Biz-edair
2) Bilim-e ve İnanca dair
3)Kaosa dair


Kitapta ilk olarak, yabancı dil öğrenimine değiniyor, bize dair.Türkiye'de uygulanan sistemin kısırlığına ve hatalarına ayna tutuyor.İlk önce konuşma, diyalog değil de, dil bilgisi öğretildiğinin verimsizliğini, dil kurslarına yatırılan paraların kara deliklerin dibinde olduğunu söylüyor veya ima ediyor (:

Sonra yaygın hastalık toplumsal Afaziye değiniyor.
Afazi: "Söz yitimi (aphasia/afazi: Latince;a-olumsuzluk eki; phasis: konuşma)", insan beyninin "lisan" dediğimiz iletişim becerisinin beyindeki bazı sorunlara bağlı olarak ortaya çıkan bozukluklarını
tanımlamakta kullanılan genel bir terimdir.

Bunun toplumsal versiyonunu ise, fiziksel bir rahatsızlığa, yaralanmaya veya hasara bağlı
olmayan, organik açıdan tamamen sağlıklı beyinlerde de görülebilen ve nispeten yeni tanımlanmaya başlanan bir söz yitimi tipidir. Bu hastalar,
söylenenleri söylendiği biçimde anlamazlar.Agizdan çıkanı formüle edemezler. Söylemek istediklerini, istedikleri gibi söylemedikleri bir duruma düşerler.


Şu örnekle özetliyor, yazar, "Kimine göre insanları herhangi bir kıstasla ayırmaksızın vatan ve
vatandaşlık bağlamında öncelikli görmek milliyetçilikken, kimine göre bu terim sadece belli bir kafatası çapına sahip insanların yaşadığı topluluğu ve bu topluluğun paylaştığı coğrafi alanı sevmek
anlamında kullanılabiliyor. Kimine göre başını örtmek "gericilik" iken, kimine göre baştaki bezle uğraşmak "gericilik" olarak nitelendirilebiliyor. Biri kendi görüşünü "tek çağdaş yaklaşım" olarak sunarken, bir diğeri ise onu "çağdışılık" ile suçlayabiliyor ..."


AŞKIN BEYNİ KÖRDÜR

Yazar bir diğer hastalık olan aşkın bilimsel yönüne değinmiş. İlk görüşte aşka inandırdı beni verdiği formüllerle. Etken olarak ilk görüntü, ardından ter bezlerinin yaydığı "kokusuz" koku birey üzerinde etkili oluyor. Bu duygu durumunda, Aşık bir beyinde, akılcı ve eleştirel düşünmeyle ilgili ön beyin bölgeleri büyük oranda devreden çıkıyor ve bu durumda verilen kararlar tamamen duygusal nitelik taşıyor(mus).



KENDİMİZ OLMA SAVAŞI

Çeşitli çıkar ve menfaatlerin kuklası olmuş ideolojilere beyinini kiraya vermiş olmak, kendimize yaptığımız en büyük ihanettir, diye düşünürüm hep.
Allah'in vermiş olduğu aklı terk etmek, emanete hıyanettir. Kendisine saygısı olan kişi, kendi aklını kullanır, düşünür, sorgular. Bu noktada, hayattan tat, verim alır. Öyle ki,"öğrenmeyi, okumayı, araştırmayı, sorgulamayı başkasına bırakmayıp entelektüel hayatımızın iplerini elimize alabilirsek, kişisel zeminde -yani bizzat kendimizde- yapabileceğimiz küçücük değişiklikler bile hayret verici sonuçlar doğurabilir."

MATERYALİST MÜSLÜMAN MI, MÜSLÜMAN MATERYALİST Mİ? :/

Başlık saçma mı duruyor? Hmmm sanırım yazar hakkında olan önyargım kitabı okuduktan sarsıldı, hatta yıkıldı, diyebilirim. Bu başlık da o durumun akisi. (:

Evrim teorisini kabul eden darwinist Sinan!
Böyle bilir böyle kabul ederdim. Biyolog sürü zihniyetine sahip bir sapkın diye düşünürdüm kendi içimde. Sakın için fesat falan demeyin, beyin bazen istemsizce düşünce üretir. Halk dilinde vesvese mi deniyor bilmiyorum, işte ondan. (:

Her neyse, Sinan hoca çok güzel ifade etmiş kendini.
Her canlının bir oluşum süreci olduğuna dikkat çekmiş. Atalarımız maymun gibi bir ifade yok. Hatta basit bi örnekle, bir insanın oluşma sürecini, milyarlarca insan arasından anne ve babasının birbirini bulup evlenmesi ardından hamilelik olayında geçen dokuz aylık sürec. Hem zaten, Kur'an-ı Kerim' de "kün fe yekun (Ol der ve o da olur)" ifadesinde 
"Hemen olur" gibi bir mana yoktur. Bu kainatta "oluş", yani "yaratılış", bir sürece bağlanmış, fizik kanunlarına tabi kılınmıştır. Bu süreç, sadece zamana bağlı biz yaratıkları bağlar; zamanı yaratan için böyle bir "bekleme" zorunluluğundan bahsetmek abestir.


SORMUŞLAR...

Madem bütün canlılar evrim geçirdi, bugün neden evrim göremiyoruz?

Evrim, eğer jeolojik kayıtların doğru olduğunu kabul ediyorsak,
milyarlarca yıldır devam eden bir süreçtir. Çok yavaş ilerlemektedir ve birkaç yıllık hayatımızda gözlenebilir bir olay değildir. Canlılar bugün de çarpıcı bir hızda değişir ama "bir canlının bir başka
canlıya dönüşmesi" anlamında anlaşılan makro evrim, eğer var olduysa bile, insanlığın bugüne kadar olan toplam macerasıyla bile izlenebilir bir süreç değildir.
Tekrarlayalım: Bir "evrim" vardır. Fakat bu evrim (gerçek yaratılış öyküsü), Darwin'in Evrim Kuramı'na tıpatıp uymak zorunda değildir. Hala nasıl olduğunu bilmiyoruz. İlk hücrenin nasıl ortaya çıktığına dair hiçbir açıklamamız yok. Dolayısıyla, bilimin bu konuda söyleyebilecek çok fazla bir sözü yok. Ama aynı şey "kütle-çekim" meselesi için de geçerlidir. Halen boşluktaki cisimlerin birbirini "neden" çektiğini bilmiyoruz. Ama böyle bir çekim var ve bunu
görebiliyoruz. Nedenini, nasılını bilmememiz, onu reddetmemizi gerektirmiyor. Dolayısıyla, "canlıların birbirine bu kadar benzediği bir dünyada, sırf mekanizması bilinmiyor diye ortak yaratılışı inkar etmek" akılla bağdaşır bir durum değildir.


İslam kaynaklarında bütün canlıların ayrı ayrı yaratıldığı açıkça belirtiliyor. Siz neye dayanarak hem Müslüman hem de evrimciyim diyorsunuz?

Öncelikle "Evrimciyim" diye bir şey söylediğim vaki değildir, bu benim mesleğim değil. Ayrıca evrimci diye bir şey de yok, evrim biyoloğu falan var belki.
İkinci olarak, canlıların ayrı yaratıldığı nerede belirtiliyor? Kur'an-ı Kerim'de bu yönde hükümler olması bir yana, tam aksi yönde ("Bütün" canlıların sudan yaratılması, hepimizin "tek bir" nefisten yaratılması, bitki gibi yerden bitirme, bir damla sudan yaratma vs. gibi ifadelerle) birçok beyanat bulunur. Lütfen, Kur'an'ı "ezberletilmiş dublajlarla" seslendirmeyi bırakın ve açıp okuyun. Çünkü o,
size de inmiş bir uyarıdır ...

(İslam'la evrimin ters düşmediğini savunmak) jön-İslamcılıktır; hatta o da değil, yeni bir din yaratma çabasıdır. Şimdiye kadar çamur atmaya çalışmışlar, becerememişler,"Biz en iyisi mayasını bozalım" durumudur, bilinçli ya da değil ... Din sahibinindir, koruyacak olan da O'dur.

Burada sadece şu ayeti söyler ve çekilirim: "Ne zaman onlara: 'Allah'in indirdiklerine uyun' denilse, onlar: 'Hayir, biz, atalanmızı üzerinde
bulduğumuz şeye (geleneğe) uyariz' derler. (Peki) Ya atalarinin aklı
bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler?" (Bakara, 170)

Vesselam..
280 syf.
Sinan Canan fizyoloji doktoru, sinirbilim sevdalısı bir adam. Kendisini televizyondan da takip etmeye çalışırım. Öğrenmeyi, öğretmeyi çok seven bir adam.
Pelin Çift televizyondan, özellikle Öteki Gündem programından tanıdığımız, farklı konular konuşmayı seven bir sunucu.
Bu eser de bu iki başarılı insanın bir araya gelmesiyle karşılıklı sohbet tarzında kaleme alınan bir kitap.
Kitap, okuyucuyu bu alanın bilinmez terimleriyle sıkmamış, bunun aksine alanda bilgi ve fikir sahibi olmayanlar kişiler için sade bir dil kullanılmış. Ayrıca anlatılanların görsellerle de desteklenmesi akılda kalıcılık açısından oldukça mantıklı bir tercih olmuş.

Kitabın konusu başlığından da anlaşılacağı üzere beyin ve onun akıl almaz sırları. Yaşarken fark edemediğimiz, uzun süreli tekrarlar sonrası artık bir robot gibi otomatiğe bağlandığımız, neyi niçin yaptığımızı bilemediğimiz birçok eylemimizin beynimizde bir temeli var. Hüzünlerimizin, sevinçlerimizin, arzularımızın beyin içinde farklı farklı bölgelere etki ettiğini görüyoruz. Stresin bile -eğer insanı yıkıma sürükleyecek kadar ileri düzeyde değilse- insanı içinde bulunduğu kötü durumdan kurtaracak kadar bir itme görevi yüklendiğini söylüyor Sinan Hoca. Beyin, zor soru ve sorunlarla baş etmeyi seviyor, bunları çözebilmek için üst düzey bir yeteneğe sahip. Beyin, doğduğumuzda ne yapacağını bilmeyen tek organımız. Beyin, dış dünyayı anlamlandırmaya çalıştığı kadar kendisini de anlamlandırmaya çalışıyor. İnsan kendisi dışında başka bir şeyi anlayabilmek için ona biraz daha uzaktan, farklı pencerelerden bakmayı yöntem olarak kullanan ama iş kendisine geldiğinde hem kendini hem hayatını anlamlandırabilmek için kendinden kaçsa bile kendine sığınmak zorunda kalan tek varlık.

“Beyni anlamaya çalışan en gelişmiş aracımız yine beynin kendisidir.“

“Bir adım daha ileri gidelim ve diyelim ki siz de benim gibi
bir sinirbilimcisiniz ve önünüzde bir insan beyni duruyor.
O beyinle ilgili alabileceğiniz tüm bilgi, duyu organlarınızdan ya da cihazlar aracılığıyla yine kendi duyu organlarınız
üzerinden beyninize göndereceğiniz kodlara göre yapılan
bir dizi yorum olacaktır. Yani allame-i cihan olsanız, elinizde
yine kendinizi anlamak için tanrısal bir araç yok. Bunlarla
idare edeceğiz.“

Siz de eğer beyne dair hiç duymadığınız şeyler öğrenmek istiyorsanız bu kitabı okuyabilirsiniz.
Veya küçükken bir başarı elde ettikten sonra halk efsanesini aklınıza getirip "ulan bunları daha beynimin %10'nu kullanarak yapabiliyorum demek tamamını kullansam filozof olacaktım" gibi düşüncelere kapılıyor idiyseniz, bu kitabı okumanızı tavsiye ediyorum :)
296 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Kitabı çok beğendim son zamanlarda okuduğum en dolu kitaplardan size bir sürü güzel bilgi ve Ufuk katıyor.Hem bilimsel hemde dindar bir kalemden okumak ayrıca çok hoşuma gitti kitabın genel bir konusu yok ama kitabın içinde herşey var. Tarz ve tasarım olarakta çok hoşuma gitti

Yazarın biyografisi

Adı:
Sinan Canan
Tam adı:
Prof. Dr. Sinan Canan
Unvan:
Türk Akademisyen ve Yazar
Doğum:
Ankara, 1972
Prof. Dr. Sinan Canan 1972 yılında Ankara’da doğdu. İlk, orta ve üniversite eğitimini Ankara’da tamamlayarak 1995 yılında Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü’nden mezun oldu. Ardından Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji-Embriyoloji Anabilim Dalı’nda yüksek lisans, aynı kurumun Fizyoloji Anabilim Dalı’nda ise doktora eğitimini tamamladı. Bu süreçte sinirbilimleri ve deneysel epilepsi konuları üzerinde çalıştı.

Dr. Sinan Canan, 2010 yılında Fizyoloji Doçenti ünvanını aldı ve Ankara Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi‘nde 5 yıl; Ankara Turgut Özal Üniversitesi‘nde de 1 yıl çalıştı. 2016 Yılından itibaren Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Bilimsel araştırmalarını son yıllarda sinir sisteminde kaotik ve fraktal özellikler konularında yoğunlaştıran Dr. Sinan Canan aynı zamanda Kaos Teorisi, Karmaşıklık, Fraktal Geometri, Doğadaki biçimler, Öğrenme, Lisan ve afazi, Zihin ve Beyin gibi konularda ülke çapında genel dinleyiciye yönelik konferans ve programlar da düzenlemektedir. Dr. Sinan Canan’ın “Kimsenin Bilemeyeceği Şeyler” başlıklı bilim ve bilim felsefesi denemeleri tarzında yayınlanmış bir kitabı da bulunmaktadır.

Dr. Sinan Canan evli ve üç çocuk babası olup, “hayatın, tek bir işle uğraşmak için fazla uzun; insanın ise, tek bir işle ömrünü tüketmek için fazla karmaşık olduğuna” inanmakta ve bu yönde çalışmalarına elinden geldiğince devam etmektedir…

Yazar istatistikleri

  • 800 okur beğendi.
  • 3.998 okur okudu.
  • 336 okur okuyor.
  • 3.994 okur okuyacak.
  • 94 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları