Beni ilk sayfasından itibaren o karanlık ve tekinsiz atmosferinin içine hapsetti. Tarikat adı altında yapılan kirli oyunlar ve kirli insanlar…Sado-mazoşizm’in çarpıcı gerçekliği…teorik felsefelerle vakit kaybetmek yerine, hayatın en sert ve acımasız gerçeklerini suratıma çarpmasını, olayların hiç düşmeyen bir tempoyla akıp gitmesini sevdim. İki farklı Derda’nın o çaresiz ve travmatik hayatlarının nasıl kesişeceğini beklemek beni sürekli tetikte tuttu; okurken hem o yeraltı dünyasının kirliliğinden midem düğümlendi hem de karakterlerin psikolojik derinliğinde kayboldum. Sadece bir roman değil, 'az' olmanın ve ezilmenin ne demek olduğunu iliklerime kadar hissettiren, sarsıcı ve nefes aldırmayan bir deneyimdi.