·646 syf.····Okunma: 27 Aralık 2025 17:40 Şimdi, nereden başlasam bilemiyorum. Biraz detaylı, belki bu kitap için gereksiz; ama merak edeni için de oldukça bilgilendirici bir inceleme olacağını düşünüyorum birazdan yazacaklarımın. Belki olması gerekenden daha erken bir yaştan beri ara ara bu tarz, Wattpad çıkışlı ya da geleneksel şekilde yazılıp basılmış yetişkin/romantik temalı, zengin ve yakışıklı erkek/kendini eksik gören travmalı masum kız karakterleri barındıran kitaplar okuyorum. Dolayısıyla düşüncelerim sadece bu kitaba göre şekillenmedi. Başka örnekleri ile karşılaştırma yaparak da beğendiğim ve beğenmediğim özellikleri olduğu için incelememe gönül rahatlığı ile güvenebilirsiniz :)
Daha da fazla uzatmadan ilk söylemek istediğim şey Nazlı'nın tam bir kezo gibi yazılmış olmasına ne kadar sinir olduğum. Hele o paragrafların sonunda italik harflerle yazılmış, Nazlı'nın iç sesinin söylediği cümleler bana "cringe" olmanın ne demek olduğunu tam anlamıyla hissettirdi. Kaç kez kitabı kapatıp, sakinleşmek için birkaç dakika gözlerimi kapattığımı hatırlamıyorum. (Bkz: düşüncelerini bastırmak için Mehter Marşı (?) dinlemesi, Bora gibi bir karakterin yüzüklerini göstererek “I Said Yes” fotoğrafı çektireceğini düşünmesi ve olumsuz cevap alınca bozulması, Bora’nın ve ailesinin karşısında sık sık maddi durumunun yetersizliği hakkında konuşup sanki bu onu küçük düşürecek bir şeymiş gibi davranması vb.)
Küçük yaşta ailesini kaybetmesine rağmen sevdiklerinin desteği ile ayakla kalan ve Boğaziçi Üniversitesi'nde Matematik okuyan üstün zekalı bir kızın kendini böylesine eksik görmesine, yönlendirmeye bu kadar açık olmasına ve sevdiklerinin her zaman yanında olmuş olmasına rağmen ikide bir yalnızlığından ve kimsenin bir şeyi olamamaktan dem vurmasından da hiç hoşlanmadım. Hele bir sahne vardı ki paragraflar boyunca karşısındaki kişiye birileri onun uğruna ölmediği için yalnız olduğunu ama eğer hayatındaki insanlardan birileri onun için ölümü göze alabilirse yalnız hissetmeyeceğini anlatıyordu. Yani sevgi ve bağlılık kavramlarını yalnızca ölüm ile bağdaştırmasını ve "eğer benim için ölmüyorsa beni sevmiyordur." gibi bir anlayışı benimsemesini, o övünerek bitiremediği analitik zekasına hiç yakıştıramadım.
Kitabın 2017 yılında yazılmış olduğu bilgisine sahip olduğum için görmezden gelmeye, o zamanlar insanların bu şakalara güldüğünü kendime hatırlatmaya çalışsam da kitap 2023 yılında basıldığı için gayet de revize edilebilir ve biraz daha geliştirilebilirdi diye düşünüyorum. Yapılan espriler o anda anlatılan ortama ve karakter gelişimine o kadar uymuyor ki, bunu yüzlerce sayfa boyunca okumak da insanı yoruyor haliyle. (Bkz: Begüm gibi ailesinin gelenek ve göreneklerinden uzakta yetişmiş, yıllardır İngiltere’de yaşayan bir kızın eve döndüğü ilk an Damat Halayı (?!) ile evde koşturması.)
Ve Bora Karabey... Bu tarz kitaplarda yazılmış en iyi erkek karakterlerden biri olabilir. Elbette hataları ve eksileri var ancak Nazlı'ya karşı olan sabrı ve anlayışı, çoğu sahneyi okunabilir kılan olgunluğu ve sakinliği ve bu türün diğer örneklerindeki kadar şiddet yanlısı bir barzo olmaması benim hoşuma gitti. Kitabın ilk bölümünde Nazlı'ya şiddet uyguluyor, evet, ancak ben bunu kadına şiddet olarak sınıflandırmıyorum çünkü Nazlı'nın yerinde kim olsa o durum yaşanacaktı. Kaldı ki Nazlı'ya vurulduğunu öğrendiğinde verdiği tepki de fiziksel şiddete karşı olduğunu gösteriyor. Yine de kitabın devamında Nazlı'ya karşı olan tutumu, yasaklar koyması ve zaman zaman hafif de olsa manipüle etmesi de Bora'nın eksik yanlarıydı. Tam olarak şiddet yanlısı diyemesem de kesinlikle duygu/durum yönetme problemi olan birisiydi. Yine de Nazlı'ya göre çok daha tahammül edilebilir bir karakterdi benim için.
Eleştirilerimi karakterler üzerinden yapıyorum tabii ama aslında burada sözüm yazara. Kitabı çok genç yaşta yazmaya başlamış, kafasında kitabında olmasını istediği sahneler varmış ve bunları birbirine bağlayabilmek için araları doldurmuş da doldurmuş aslında. Kitabı okurken sırf o sahnenin yaşanabilmesi için bir şeylerin söylendiğini ve karakterlerin de ona göre davrandığı ama aslında bunun kitabın başından beri yaratılmakta olan karakter gelişimine hiç de uymadığını birçok kez görebiliyorsunuz. Bu durum beni Nazlı'nın iç sesinin konuşmaları ve çocuksu düşüncelerine kapılarak anlık kararlarla hareket etmesi kadar rahatsız etmese de bütünlük açısından bir eksiydi benim için. En az iki yüz sayfa daha kısa olabilecekken altı yüz elli sayfalık bir kitap olmuş :)
Yan karakterleri sevdim. Sürekli olarak Nazlı ve Bora’nın konuşmalarını okumaktansa onların hikayelerini de dinlemek ve aralarında gelişen ilişkileri görmek güzeldi.
Peki, hiç mi iyi yanı yok bu kitabın? Var elbette. Bölümlerin birbiriyle bağlantısı, mutlaka merak unsuru olacak bir konu bırakılması, her bölümde karakterlerden en az birinin biraz daha derinleşmesi, çok önce bahsedilmiş bir şeye sayfalar sonrasında zekice atıfta bulunulması kesinlikle kitabı elinizden bırakmadan okumanızı sağlıyor. Burada yazarın yeteneğini kesinlikle takdir etmeliyim. Türü ve rakipleri arasında kesinlikle okunabilirliği ile öne çıkan bir kitap Maça Kızı 8. Tüm o cringe olduğum anlara rağmen beş günde bitirdim kitabı. Elimden düşüremedim gerçekten.
Çok uzun konuştum, artık susayım. Buraya kadar okuduysanız da size helal olsun :) Serinin devam kitaplarını da okuyacağım. Her biri için bu kadar uzun konuşmasam da mutlaka inceleme yazarım.
Eğer sizin de ekleyecekleriniz ve konuşmak istedikleriniz varsa yorumlarınızı ya da mesajlarınızı bekliyorum :)