Puan vermedi·58 syf.··Beğendi
···Okunma: 27 Aralık 2025 20:06 Fransa-Prusya Savaşı döneminde işgal altındaki Rouen’den kaçmak isteyen bir grup yolcu arasında soylular, rahibeler, tüccarlar ve toplum tarafından “ahlaksız” olarak görülen; oysa aslında iyi kalpli, vicdanlı, vatanını seven, açık sözlü bir aşüfte olan Tombalak (Elisabeth Rousset) de vardır.
Yolculuk uzadıkça grup acıkır; çevrede hiçbir lokanta yoktur. O anda Tombalak sepetinden çeşit çeşit yiyecek çıkararak herkese ikram eder. Daha yolculuğun başında ona mikrop muamelesi yapanlar, açlık karşısında gururlarını unutup onun yiyeceklerine ortak olurlar.
Uzun yolculuktan sonra ulaştıkları han, bir başka sınavın kapısı olur. Alman subayı grubun serbest bırakılması için Tombalak’la bir gece geçirme şartını koşar. Bu teklif ilk anda soyluların onuruna dokunur; ancak zaman geçtikçe kendi rahatlarını ve kurtuluşlarını düşünerek Tombalak’ın handa bırakılması karşılığında kendilerine gitme izni verilmesini bile önermeye başlarlar. İnsanları çok iyi tanıyan subay bu bencil teklifi dinlemeye bile tenezzül etmez.
Böylece soylular ve rahibeler, gerçek ahlakın sözlerle ya da dualarla değil, davranışlarla ölçüldüğünü istemeden bir kez daha kanıtlar. Savaş, insanların özsaygılarını, vicdanlarını ve inançlarını yitirmelerine sebep olmuş; kadın bedeni hem savaşta hem barışta bir pazarlık aracına dönüşmüştür.
Tombalak’ın fedakârlığı ve gururu, tüm bu kirli hesapların içinde ahlâkî üstünlüğün tek gerçek sembolüdür.
Maupassant, Tombalak’ın trajedisi üzerinden toplumun ikiyüzlülüğünü acımasız bir gerçekçilikle ortaya koyar. En çok hor görülen kişinin aslında en onurlu, en insancıl ve en yüce karakter olduğunu gösterir. Tombalak’ın yalnız ama dik duran tavrı, savaşın karanlığında parlayan bir insanlık ışığıdır.
Eseri mutlaka tavsiye ediyorum. Her zaman kitapla kalın.