Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, büyük ölçüde yazar Peyami Safa'nın kendi hayatından izler taşır. Yazar, çocukluk yıllarında kemik veremi (tüberküloz) hastalığına yakalanmış ve uzun süre hastanelerde tedavi görmüştür. Romandaki isimsiz kahraman da henüz on beş yaşında bir çocuktur ve bacağındaki rahatsızlık nedeniyle sürekli doktorlara gitmek, muayenelerden geçmek zorunda kalır. Bu yönüyle roman, yazarın yaşadığı acıların ve deneyimlerin edebî bir yansımasıdır.
Kahraman, biraz dinlenmek ve sağlığına kavuşmak amacıyla akrabalarının köşküne gider. Ancak burada onu yalnızca fiziksel değil, manevi acılar da beklemektedir. Sevgi, umut ve hayal kırıklıkları arasında sıkışan genç çocuk, zamanla ruhsal olarak daha da yıpranır. Hatta yaşadığı manevi sıkıntılar, bedenindeki ağrılardan daha ağır gelmeye başlar. Romandaki "Uyuyamadım, ağrılarım arttı, fakat ruhî azabıma nisbetle çok asil, sade ve saf olan et ıstırabımı o gece sevdim." cümlesi de bunu açıkça göstermektedir.
Eser boyunca hastalıkla mücadele eden bir çocuğun yalnızlığını, korkularını ve iç dünyasındaki çalkantıları yakından hissettim. Hatta çocuğun dizindeki ağrıları da yazar öyle samimi kaleme dökmüş ki, o acıları da hissettim...
Kahraman, bir yandan ameliyat olma ihtimaliyle yüzleşirken diğer yandan geleceğe dair umutlarını korumaya çalışır. Ancak yaşadığı sıkıntılar giderek ağırlaşır ve sonunda bir süre Dokuzuncu hariciye koğuşu'nda kalmak zorunda kalır.
Romanda yalnızca bir hastalık anlatılmaz; insanın acı karşısındaki direnci, yalnızlığı, korkuları ve umudu da etkileyici bir şekilde işlenmiştir. Bu nedenle eser, Türk edebiyatının en başarılı psikolojik romanlarından biri olarak kabul edilir. Kısacası, nefis bir eser.
Keyifli okumalar dilerim. Her zaman kitaplarla kalın.
Beş dakika sonra hastahaneden çıkıyorum. Son not. Bu odada başkaları inleyecekler. Onları şimdiden gayet iyi tanıyorum. Üstümden çıkarıp yatağa attığım robdöşambr içinde, ebediyen aynı insan bulunacak: Hasta.
"Yarın hastahaneden çıkacağım...
"Dışarda yaşamaktan korkuyorum.
"Burada ıstıraba ve tevekküle o kadar alıştım ki, onları bırakırsam ruhumun bir parçası kesilmiş gibi boşluk duyacağım; bırakmazsam isyansız nasıl yaşayacağım?
- Ben futbol sevmem.
- Ha... Sen roman okumayı seviyorsun. Fakat onu da okuma, heyecan senin için iyi değil. Sinirlerine dikkat et. El işleriyle meşgul ol.