İnsanın kendine sığamadığı o ince yerde duruyor Tonio Kröger. Ne tam kuzeyli; babanın disiplinli, ölçülü, suskun dünyası. Ne de güneyli; annenin taşkın, sıcak, sanatla kabaran ruhu. İkisinin arasında, ikisine de değip hiçbirine yerleşemeyen bir aralık. Bir arada kalmışlık değil bu, daha çok dışarıda bırakılmışlık. Eser, “farklı” olmanın getirdiği o kaçınılmaz yalnızlığı anlatan bir olgunlaşma hikâyesidir.
Tonio, entelektüel üstünlüğüne rağmen, içten içe “sıradan ve sağlıklı” insanlara imrenerek sevgi duyar. Sanatı, ulaşamadığı saf hayatı (mavi gözlü, sarışın mutluluğu) anlamlandırmak için bir araç olarak kullanır. Yaşadığı ve zamanla kabul gördüğü ortamda bile, kendisinin sarımsak dişinin içine konulmuş bir mandalina dilimi olduğu gerçeğini zihninde bir türlü değiştiremez.
Bu sebeple, hayatı gerçekten yaşamak yerine onu uzaktan izleyip mükemmel bir şekilde kâğıda dökmeyi tercih eder; kendini kalabalıkların içinde bir gözlemci gibi hisseder.
Eser bana hitap etti, dili de güzeldir.
"Etrafımdaki halka bakarken, gözümü kendime çeviririm, kendimi içimden, gizlice dinleyicilerin içinden benim için gelen, hayranlık ve minnettarlığı bana doğru yükseleni, sanatımın beni kendime ideal bir bağla bağladığı kimseyi ararken, yakalarım." (s. 46)