Amerikalı yazar Susan Sontag'ın 1986 yılında yazdığı novella eseri. Öykü, hastalığın yarattığı toplumsal kaygıları ve arkadaşlık bağlarını bir deneyim olarak sunarken; kitabın son bölümündeki deneme, bu deneyimi çevreleyen dilin nasıl bir şiddet aracına dönüştüğünü çözümleyen kuramsal bir çerçeve çiziyor..
Hikayenin, 1986 yılının New York'unda, AIDS krizinin en yoğun ve belirsiz döneminde geçiyor. Yazar, bu metinde alışılagelmiş bir olay örgüsü yerine, "Max" adındaki bir karakterin hastalanmasıyla sarsılan geniş bir arkadaş grubunun seslerinden örülü polifonik, yani çok sesli bir yapı kurar. Karakterler sürekli konuşuyor, birbirlerine bilgi aktarıyor ve bu dur durak bilmeyen diyalog trafiği, aslında ölüm karşısındaki çaresizliğin ve kolektif bir yas sürecinin ritmini yansıtıyor.
Sontag burada modern şehir hayatındaki dayanışmanın gücünü vurgularken, aynı zamanda bireyin bir hastalık karşısında nasıl tecrit edildiğini ve çevresindekilerin bu tecritle nasıl başa çıkmaya çalıştığını derin bir hassasiyetle betimliyor.
(bu kısım alıntıdır) Bu kurgusal anlatının kuramsal karşılığı olan AIDS ve Metaforları çalışmasında Sontag, hastalığın biyolojik bir gerçeklikten ziyade nasıl bir ahlaki yargı alanına dönüştürüldüğünü inceler. Sontag'a göre tıp diline sızan "istila", "hücre savaşı", "savunma mekanizması" gibi askeri metaforlar, hastayı bir "savaş alanı" haline getirerek onu pasifleştirir ve iyileşemediği durumda bir "mağlubiyet" duygusuna hapseder. Kanser için daha önce yaptığı analizleri AIDS üzerine genişleten yazar, bu hastalığın bir "ceza" veya "modern bir veba" olarak nitelendirilmesinin, belirli toplumsal grupların ötekileştirilmesine ve ahlaki olarak yargılanmasına hizmet ettiğini savunur. Ona göre bir hastalığa anlam yüklemek, o hastalığa sahip olan kişinin acısını daha da derinleştiren siyasi bir eylemdir.
Önemli bir konuyu işlemesine rağmen pek etkilenmedim. Daha sert ve otoriter bir biçim bekliyordum açıkçası. Buna rağmen derdini anlatabilen bir eser. Tavsiye ederim.