Yine bir Jojo Moyes klasiği…
Lila, kırklarında — artık — bekar bir anne. Üstelik yazar. Eşinin komşusuyla kaçmasıyla ciddi bir bunalıma giriyor ve kendini tam anlamıyla bir çıkmazda buluyor. İki zorlayıcı kızı ve üvey babasıyla da baş etmek zorunda. Hayat zaten yeterince zorken, otuz beş yıl sonra biyolojik babasının ortaya çıkmasıyla işler iyice sarpa sarıyor. (Ben Gene'i sevdim ya çılgınlıkları hoşuma gitti.) Derken hayatına bahçıvan Jensen ve daha ilk sayfalardan "iğrenç bir pislik olduğunu" hissettiren Gabriel giriyor. Neyse ki seçim zor olsa da asıl erkeğimiz Jensen oluyor ve hepimiz derin bir nefes alıyoruz. Tüm bunlar yaşanırken Lila'nın yetiştirmesi gereken bir kitapta var üstelik!
Kitap bize aslında hayatın ne kadar kısa olduğunu ve affetmenin insan üzerindeki rahatlatıcı etkisini anlatıyor.
Ben kitabı, yaşananları ve karakterleri çok sevdim. Lila'nın
— zor da olsa — affedebilmesini anlayabiliyorum; çünkü bence insan zor affeden ama kolay hata yapan bir varlık. Kitabı okuduğunuzda şunu net hissediyorsunuz:
"Her insan hata yapabilir.. peki affedebilir mi?"
Kitaptaki herkesi affettim ama Dan'i affedemedim. Belki zamanla onu da başarabilirim.
Jojo Moyes'in kalemi diyorum ve sıradaki kitabıma geçiyorum!