Benim fav fantastik türk yazarlarımda ilk ikiye rahat girer
8/10
·320 syf.··
2025 65. kitabı
Bu kitaba inceleme yazmayı bayadır aksatıyordum hazır bu yıl okuduğum kitaplar listesi yapıyorum madem öyleyse bunun da incelemesini yazayım. Aslında normalde incelemeleri listede verecektim ancak bu kitap için uzun bir inceleme gerekliydi. Biraz da bu yüzden şimdi yazıyorum. Baştan diyeyim ben bu kitabı beğendim güzeldi. Ancak beğenmediğim, geliştirilebilir yerleri de fazla bu yüzden bu kitap için bence en ideal yer 8 puandı zaten sekiz benim için iyi ancak daha iyi olabilirdi kısmı burada ise nelerden rahatsız oldum neler daha iyi olabilirdi onlardan bahsedeceğim. İlk olarak konudan girmek istiyorum şimdi konu kısmı benim için tatmin eden ancak yer yer hayal kırıklığına uğratan bir ikilemde bıraktı. Biliyoruz ki bu kitabın bir ana hikayesi ve o ana hikaye etrafında şekillenen hikayeler var. Ben açıkçası ana hikayemizin konusuna ve özgünlüğüne bayıldım hatta ozan olayı aklıma Dedekorkut'u getirdi. (Pek bir alakası yok belkide ama onunda diyar diyar dolaşıp isim verip efsanelere falan konu olması, sonra bazı rivayetlere göre kapuzunu çalmayı bıraktığı an ecelin gelip onun canını alacağı inancı falan var ya aklıma direk onu getirdi.) Kısaca ben konuyu gördüğüm gibi dedim ki ben bu kitabı okumalıyım ve hakikaten de kitabın başlarında peri kraliçesi hikayeleri anlatmadan önceki kısımlarda inanılmaz eğlendim. Ki bence baştaki ozan kısımları da gayet yeterliydi. Ve benim kitapta en beğendiğim kısımlardan biri oldu. Peki geliyorum hikayelere konusu bakımından çok özgün bulduğum bazılarında ise ben bunu daha önce başka bir yerde gördüm hissine kapıldığım bazılarına da keşke devamı olsa dediğim çok başarılı olanlar da vardı.Yani burdan bir artımız. Sadece bana bazıları konu bakımımdan özgün bir biçimde gidecekken harcanmış gibi geldi o kadar. Gelelim işleyişe işleyiş bence tam anlamı ile fena değildi kısmına girer. Çok güzel olanlar vardı. Ama bence bazıları gerçekten bana bunu okumasam da bir şey kaybetmezmişim dedirtecek cinsttendi. Bazılarında ise bana duyguyu yaşatmakta yeterli olmaması buna sebep oldu. Hani mesela ilk sayfayı okuduğum gibi bazı hikayelerin işleyişini tahmin ediyordum ve olaylarda tam dediğim çıktılar. Tabiki bu kitabın olayı size beklenmedik olaylarla ters köşeye getirmek değil. Amacı size hikayelerin yaşanmışlıklarını ve duygular karmasını aktarmaya ve yaşatmaya çabalıyor. Ancak ben onu da bazı hikayeleri başarılı bulurken bazı duyguları hatta neredeyse hepsini aktarma konusunda yaban ve sönük buldum. Haa ama bu demek değil ki hikayeler okunmaz. Hepsi size bir şeyler vermeye çabalıyor istediğini de verebiliyorlar buradan kastım mesajı size veriyor ancak o verişi bir insanı esir alabilecek cinsten değil. Nasıl veriyor konusunda ciddi teknik hatalar olmuş. Merak etmeyin hepsini size açıklayacağım. Ancak bunu açıklamadan önce benim için hikaye nasıl olmalıdır kısmını açıklayıp oradan bağlamak istiyorum. Bana göre hikaye okura temelde dört şeyden birini vadeder eğer bunlardan hiçbiri yoksa o hikaye kitabı başarılı değildir; •Çok kısa bir anlatımla çarpıcı olay örgüsü ve ters köşeler (bu çoğunlukla polisiye hikayelerde olur örnek: Sherlock Holmes) •Verilen bir yaşam kesiti yada yaşanmışlıkları anlatarak ders nasihat vermek (Buraya Mesnevi, Tolstoy'un insan ne ile yaşarı, fabllar belki Ömer Seyfettin'nin bazı hikayeleri konulabilir) •Herhangi bir duyguyu okuyucuda canlandırarak yaşatmak (Stefan Zweng'in karmaşık duygular kitabını bence buraya alabiliriz daha baya baya var ancak şuan fazla örnek vererek yazıyı uzatmak istemiyorum) •Okuyucuya özlemini duyduğu hislerle yada merakıyla ufak bir serüvene çıkarmak; (Bu bence biraz yukarda bahsettiğim his kısmına da giriyor. Mustafa kutlu'nun hikayeleri ve bazı fantastik serilerin yan hikayelerini yada direk hikaye formatında ilerleyenleri koyabiliriz.) D. N. Archeron ise burada bahsettiğim son iki şeyi kullanmış. Peki gelelim şimdi bu konulara neden girdiğime bu son bahsettiğim iki hikaye türü yukarıda da belirttim birbirleriyle neredeyse aynılar. Sadece arada ufak farklar var diyebiliriz. Ama temelde okuyucuya aynı şeyi vadederler: Hislerle okuyucuya o anı yaşatmak aklını ve düşüncelerini sarıp sarmalamak. Ve o hislerin yolculuğuna çıkartmak. Peki ben niye bunu sönük buldum? Bu tür hikayelerde üslubunuz, benzetmeleriniz, betimlemeleriniz aktarımınız okuyucuya öyle bir tesir etmeli ki kişi o andan bir an olsun bile ayrılamamalı. Bunu yaparken de duygular şiirlerde ki gibi aktarmalısınız. Bir çok forma girmeli ki ve her formu o duyguya çıkmalı. Her okuyucu o duyguya birçok farklı parçasından kimi zaman hatıralarından kimi zaman anlık olan ancak insana keyif ve huzur veren ürpetirelerden gitmeli. Kısaca herkesin farklı rotalardan gidip aynı yere varacağı bir yol inşa etmelisiniz. Ve az önce şiirler gibi dedim. Zaten başarılı şiirlerde öyle değiller midir? Birçok forma girer bir sözcük ancak bir çok duyguyu size aktarır yaşatır. Ancak şairin bize temelde hissetirmek istediği duyguyu ne olursa olsun hissederiz. Tüm bunları size sadece bir mısrası ile aktarabilir. Hatta bazen bir kelimesi. Buradan hemen geçiş yapıyorum izninizle. Bir duyguyu paragraflarca anlatmadan da içine onlarca yorum, his, düşünce katabileceğiniz ancak hep aynı sonuca çıkarabileceğiniz bir biçimde yazabilirsiniz. Bunun D. N. Archeron 'u ilgilendiren kısmı ise şu bu kitapta hikayelerde genel manada sade bir anlatım kullanılmış ki ben buna bazı hikayelerde hak veriyorum. Ancak duygu yoğunluğu ve odağı çoğunlukla hislerle o anı size yaşatmak olan Örnek; Rosemunda'nın hikayesi, Bilinmedik Portreler, Taksus Cadısı, Rüzgarlar Her Şeyi Götürür, İki Kasımpatı, İnefiliz, ve birkaçı hariç hepsi aslında. Ben bu özellikle yukarıda bahsettiğim hikayelerde aradığım o hissiyatı bulamadım yada bulmakta zorlandım diyelim. Cadısız Köyün Cadısı hikayesi ile başlıyorum; hikayemiz baya baya güzel bir konuya ve insana inanılmaz şeyler verebilecek bir potansiyeli sahip. Ancak bu hikaye bana sonunda hiçbir hüzün veremedi. Hatta e şimdi ne oldu dedim. Tamam kabul ediyorum ben bu zamana kadar okuduğum ve izlediğim neredeyse hiçbir filmde yada kitapta ağlamadım sadece 1 kere oldu bu onda da yaşım küçüktü. Yani bu konuda taş kalpli olabilirim biraz. Ancak ben içten içe üzülen biriyim ve hani bir seriye üzülmüyor gibi görünsem bile içten içe yanıyorum. Ama bu hikaye bana o karakterin yaşadığı acıyı vahşeti hiç yansıtamadı. Ben hiçbir şey hissedemedim bunun sebebinede başta dediğim gibi bu duyguları aktarma kısmında seçilen dil etkili oldu. Bakın anlıyorum dili sade bir şekilde tercih etmesini ki bazı hikayelerde bu dil çok yakışmış ve kullanımı da güzel ama burada tercih ettiği dil o ağır havayı , vahşeti, sırf kadın ve şifacı olduğu için yakılması olaylarını sanki bana birisi bilimsel makale anlatıyormuş gibi hissettirdi. Hani demiyorum ki işte dil çok ağır olsun inanılmaz benzetmeler betimlemeler tahliller olsun. Ama burdaki dil kadar da sade olmasın. Vahşeti ya olduğu gibi korkunç biçimde tamamen başlı başına saydam bir biçimde anlatarak hissettirirsiniz yada oradaki havayı korkuyu okuyucuya sadece kelimelerin gücüyle hissettirirsiniz. Ki benim tercihim de normalde bu iki yolun arasında bir anlatım kullanımıdır. Yazar ise ikinci yolda gitmiş ki bence haklı bende bir kitap yazsam onun yolunu tercih ederim sırf bir hikaye için okuyucuya tetikleyici şeyler vermek pek doğru olmaz. Zaten kendiside bundan yani açık açık vahşetin verilmesinden hoşlanmıyor olabilir. Ancak ikinci yolda vereceksen yani kelimelerin gücü ve havasıyla bunu işte sade bir dille yapamazsın. Biraz daha insanların hislerinin gücünü acılarını vermelisin. Hele öyle bir vermelisin ki okuyucu sonda sadece: "Yakıldı." demenle bile o olayın derinine inmeli hissetmeli. Bu konuda benim için en büyük örnek Aytmatovun Gün Olur Asra Bedel adlı romanındaki Nayman ana efsanesi, hikayesi olur. Bakın cidden vahşeti olduğu gibi çizen, yansıtan çok kitap okudum artı anime film dizi izledim ve hiç biri bu hikayedeki gibi bir dehşeti bana yaşatamadı. Biraz daha arttırıyorum hatta Berserk serisi bile bana bunu yaşatamadı kaldı ki ben Berserkden bile beter olan çok şey tükettim. Eğer bu kitabı okurken misafirlikte olmasam hüngür hüngür ağlardım. Ki yinede gözümden yaş geldi. Düşünün romandan bağımsız bir hikaye bana neler neler yaşattı o an. Ve bunu yaparken yazar size orada yapılan o işkenceyi bir oğlun annesinin canına kıymasını vahşeti olduğu gibi aktararak değil duygu yoğunluğu ile yapması beni benden almıştı. Kısaca bu hikayede Nayman ana efsanesi gibi bir şey zaten beklemedim ama en azından şu duyguyla aktarımı iyi olsaydı benim kesinlikle favorilerimden biri olurdu. Ama sonuç itibariyle ben yinede D. N. Archeron takdir ediyorum yani Türkiye'de bu konuya değinen yazara yada kitaba rastlamadım özgünlük konusunda ciddi bir potansiyeli var ve bu konuda baştada dediğim gibi kendisine bayıldım genel manada hikayeler çok özgündü neyse ben bunlara değinme işini sona bırakmak istiyorum. Devam edelim izninizle. Şimdi Bilinmedik Portreler'e gelelim burdaki duygu yoğunluğu kullanımı bence Rosemunda'nın hikayesinden daha iyiydi. Ancak ben yine sade buldum dili. Hani tam olmasada genede sonunda piyanoyu çalan kızı bende sessizce izledim. Her ne kadar daha iyi bir dille okuyabilecek olsak da şunu diyebilirim bence yazar yazdıkça gelişmiş ve kesinlikle işlediği aşk çok güzeldi. Bu aşk konusunda ben D. N. Archeron 'un yazımını çok beğendim. Hatta buna sonda ayrıntılı değineceğim. Taksus Cadısı ile vakit kaybetmeden devam ediyoruz. Şimdi bu hikaye genel manada paralel ilerleyen bir hikaye. Gezgin Büyücü hikayesi ile bu hikaye paraleller. Ve ben gezgin büyücünün anlatımını duygu aktarış şeklini genel manada güzel buldum. Sadece duyguları yazar biraz daha hissettirmeliydi. Ama ben çok beğendim hani bunun minik bir animasyonu yapılsa ve doğru müzikler konulsa insana o hüznü burukluğu iyi hissettirir harika bir yapım olur. Ki hikaye olarak da zaten gezgin büyücü bana sonda vermek istediği hafif umutla harmanlanan özlemi ve hüznü verdi. Peki gelelim niye bundan bu kadar bahsettiğime ve Taksus Cadısı'nı ilgilendiren kısma bakın bu gezgin büyücüde bir heyecan geliyor size belli yazar size bir yerde değinecek tekrardan bahsi geçen olaya. Ancak Taksus Cadısı o heyecanımı sülük gibi çekti hatta sonunda dedim ki bu hikayeye gerek yok. Gezgin Büyücü bu haliyle de yeter. Gene o kendini feda ediş kısmını, onun ruhunu esir eden anlaşmayı makale okur gibi okudum. Ha yine Rosemunda'nın hikayesinden iyiydi duygu aktarımı. Ama yazar bu tamamlamayı mükemmel yapabilecekken gene duygu aktarımı zayıf olduğu için bu hikayenin potansiyelini yemiş. Hani ne olurdu sanki bunu fa Gezgin Büyücü de olan o duygu benzetmeleriyle o aktarılan hüzünün aynısı ile desteklesen. Bu kitapta beni açık ara en çok üzen hikaye bu. Ama üzüş sebebi burada yazarın yakaladığı fırsatı potansiyeli kullanmaması. Ha yine aşkı beğendim mi evet ama işte o duygu aktarımı mahvetti bu hikayeyi. Neyse Rüzgarlar Herşeyi Götürür'e gelelim. Bunun bir karakterin anısı formatında ilerlemesine bayıldım...Ancak bana biraz ilk görüşte birine aşk duyma olayı herhangi bir olay olmadan nedensiz sevgi saçma geliyor demeyelim de ben pek bunun olabilirliği olduğunu düşünmüyorum. Yani ya görüntüsü ya bakışlarında geçen o düşünce birine karşı bence nedensizce bir sevgi duymanıza neden olabilir. Ama bu bile bir neden veriyor. Kaldı ki onu araştıracak kadar ileri götürür mü? Evet galiba ben bu olayı sevmiyorum. Burası biraz objektif yargıdan çıktı sanırım neyse siz buraya takılmayın ben bu olayı garipsiyorum direk bu hikayenin yorumu tamamen benimle ilgilidir. Yani bunu değerlendirmeyeceğim kişisel yargıya girersek işler çok uzar. Ve objektif bakışımız bozulur. İki Kasımpatı için ise cidden çok iyi bir arkadaşlık hikayesi olduğunu söyleyebilirim. Burada beni rahatsız eden bir şey olmadı su gibi aktı. Bu hikayeden özellikle bahsetmek istememin sebebi arkadaşlık günü kurtarır konsepti ile kaderine engel olamıyorsak bende o kaderi seninle yaşarım konseptinin inanılmaz iyi birbiriyle kaynaşmış olması. Ayakta alkışlıyorum. Harikaydı ellerinize sağlık yazar hanım. Geldik İnefiliz'e bunu kısa kesicem biraz zaten lafı çok uzattım. Bana Göre özgün ve Rosemunda'nın hikayesinde dediğim aynı şeyler geçerli gen duygu yoğunluğu yeterli değildi. Ancak işlenen aşk harikaydı. Burda beni rahatsız eden şey kızın cidden tüm ihtimalleri düşünmeden hareket etmesi yani adam öldü mü kaldı mı belli değil üstelik canavarlar sana giderken neredeyse engel bile olmadan şerefsiz sırıtışı attılar hem gitsen ve sevdiceğin orada olsa bile nasıl çıkacaksınız senin orada bir yaşayan olarak yok olup gitmeyeceğin ne malum ya şu ihtimal hiç mi aklına gelmedi bu adam yaşasa ve sen dönemezsen ne olacak o kadar büyülü bir evrendesin sahi sevgilini bulmanın yolu sadece ne idüğü belirsiz bir yere gidip aramak mı? Kusura bakmayın ama ben buna takılırım işte. Yine kusura bakmayın enine boyuna düşünmede yetersizlik konusunda bir mutluluğun kanatlarını koparan kız iki de bu. Ben bu tür karakterlere o kadar katlanamıyorum ki. Sanki salak yerine koyuluyor gibi hissediyorum. Gene kusura bakmayın ama sinirlerim bozuldu. Neyse devam edelim. Diğer hikayeler konusunda bahsetmeyi unuttuğum hikayeler vardır illaki ama şunu diyebilirim ki burda bahsetmediğim dışındakiler zaten çok güzellerdi. Tek tük hatalar bulsam da bazılarında bunlar göz ardı edilebilecek şeylerdi benim için. Yanlız şuna değinmek istiyorum ejderhalı hikayede daha ayrıntılı ve daha özgün daha iyi yazılmış bir savaş sahnesi yazımı beklerdim. Yani bence D. N. Archeron bu konuda gelişmen lazım. Uyarıyorum Gümüş Yürek 1 okumadım. Yani burası tamamen Unutulmuş Büyüler ve Terk Edilmiş Öyküler 'e göredir. Damla'nın ise biraz daha aksiyondan ziyade duygulara daha odaklı olduğunun da farkındayım ama ejderhalı hikayede insan ister istemez kuvvetli bir aksiyon yazımı arıyor. Bence bu konuda Damla'nın biraz üzerine düşse çok özgün ve güzel yazımlar ortaya koyabileceğini düşünüyorum. Fight yazımının önemini şöyle açıklayayım size en güncel örnek Solo Leveling, Vol. 1 manhwasıdır hayır anime olayından bahsetmiyorum bu seri anime olmadan öncede çok sevilen bir manhwaydı. Hatta bana öneren kişi abartıp oku hayatın değişir falan demişti. Ve bilin bakalım bu seriki orın sadece neden ibaret? Doğru tahmin sadece fight yazımından. Ne bir karakter gelişimi nede başka bir şey yan karakterler direk çöp bitek beru ve igris belki ki onların ki bile yeterli işlenmedi. Ama fight yazımı seriyi taşıdı ha birde en düşükten en yükseğe çıkma klişesi. Ha hala anlatamadıysam bu serinin çizimlerinden, karakter gelişiminden , sağlam bir evrene ve arka plan hikayesi daha iyi olan ve gene en düşükten en yükseğe çıkma formatında ilerleyen bu seriden katbekat daha iyi bir büyü sistemine sahip olan 나노마신 1 serisidir. Tabiki benim için yine muazzam bir seri değil ama Solo Leveling, Vol. 1 ile karşılaştırıldığında arada çok fark var. Peki size soruyorum kaçınız bu seriden haberdar? Çoğunuz eğer köklü bir webtoon geçmişiniz yoksa yada shounen webtoon diyelim bilmiyorsunuzdur. Peki niye bu seri değilde solo leveling cevap basit solo leveling'in fightları daha akıcı daha iyi bir okuma zevki veriyor ha zennetmeyin ki bununkilerde kötü hayır gayet iyiler ama akıcılık konusunda solo leveling daha başarılı. Kısaca demek istediğime gelelim fightlarınız hikayeyi inanılmaz bir destek ve başka boyut Katmada kullanabileceğiniz en iyi yollardan biri. Yani bunun yazımı ile çoğu seriye fark atabilirsiniz. Sonuca gelirsem iyisi ile eksiği ile de olsa size farklı bir okuma deneyimi sunan hoş bir kitaptı. Bu kitapta yukarıda da sıkça zikrettiğim aşkın kullanımı en çok hoşuma giden şeylerden biriydi. Buna değinip kapatıyorum hemen. Lafı çok uzattım sanırım yine. Ben yazarın sırf aşk olsun diye aşkı işlemesinden ziyade aşkı indgemeyerek bazen arkadaşlık, bazen paylaşılan yanlızlık bazen ise bir anı olarak bambaşka formatlarda işlemesine bayıldım. Ve kesinlikle destekliyorum. Bana göre aşk içinde sadece cinsel dürtüler ile gözü karanlığı değil mahkum olduğumuz yanlızlığı paylaşabilmeyi birbirimize bir şeyler öğreterek destek olabilmek gibi kuvvetli duyguları,yaşanmışlıkları da içermeli. D. N. Archeron 'u sonuna kadar tebrik edip destekliyorum. Baştan dediğime geleyim yine, benim için bu inceleme D. N. Archeron da daha iyi bir potansiyeli görüp ondan ilerde daha iyi bir kitap okuyabilmek için bence düzeltmesi gereken yerleri ona göstererek gelişiminde bir nebze olsun ilerlemesine destek olmak için yazılmış bir incelemedir. Yani kesinlikle bu kitabı birine tavsiye ederim ve türk fantastik yazarlarında benim için ilk ikiye girer. Umuyorum ilerde D. N. Archeron nice kitaplar okuyabiliriz. Yazarlık kariyerinizde sonuna kadar sizi destekliyorum ve başarılar diliyorum... Yol sizden yana olsun yazar hanım...
Unutulmuş Büyüler ve Terk Edilmiş ÖykülerD. N. Archeron · Guardian Yayınları · 2025628 okunma
·
311 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Mei mirai
Gönderi Sahibi
Haaa bu kadar konuştum en önemli şeyi unuttum kitabın sonu; Kitabın sonu vay be dedirtecek cinsttendi ama (gene hazır olun burada mantığım devreye giriyor)şimdi bu ozan sessiz kaldı ihanet etmedi hikayelere de bu ölümsüzler belli ki üst konumdalar ve ozana ihanet edip sesini alabilecek güçteler ise bunu başka birine yapmayacakları ne malum. Hani son güzelde bu ölümsüzlerin yaptıkları için niye bir yaptırım yok yani ozan konuşsa ne olur konuşmasa ne olur? Zaten tınlamıyorlar bile bence sonunda bu ihanetleri kesinlikle cezalandırılmalıydı yada en azından başka bir ozana bunu yapamayacak hale gelmeliydiler.....
Bunu okumuştum ve akıcılık muhteşemdi.
Mei mirai
Gönderi Sahibi
@Prometheuz Biraz sebebi roman olmasıda olabilir hikaye türünü açıkçası güzel yazılmadığı takdirde pek tercih eden biri değilim bu yüzden de bana akıcı gelmemiş olabilir