Puan vermedi·160 syf.··
2025 43. kitabı
Engereğin Gözü, tarih kitaplarının süslediği zaferleri değil, o zaferlerin gölgesinde kalan sessizlikleri ve korkuları anlatıyor. Sarayın altın işlemeli duvarlarının ardında ihtişam değil, derin bir korku hüküm sürüyor. Habeşistan’dan getirilen, hadım edilip harem ağası olmuş Süleyman’ın gözünden bakarak okuyoruz bu dünyayı.Bir anlatışı var ki sarayın soğuk duvarları arasında yürüdüğümü düşündüm. Farsça, Yunanca ve İtalyanca bilen, fıkıh ve kelam ilimlerinde derin bir birikime sahip bu harem ağası, zekâsı ve bilgisiyle sarayın sessiz gölgesinde hem güçlü hem de tehlikeli bir figür hâline geliyor; çünkü sarayda bilgi, bazen kılıçtan daha keskin bir silahtır. Haremdeki kadınlar ise sessizliğin en kırılgan yüzünü temsil ediyor. Güneş görmeleri yasak, dışarı çıkmaları imkânsız; padişah Hazretleri kadın görmeye katlanamadığı için yürüdüğü zaman sarayda büyük bir sessizlik olur. Onlar için hayat, güneşsiz bir bekleyişten ibaret; varlar ama kimse onları görmez. Sarayın dışında ise İstanbul korku ve yasaklarla doludur. Şehrin beşte biri yanmış, saraylar, yalılar ve imarethaneler kül olmuştur. Halk, Lut kavmi gibi cezalandırılacaklarını konuşur; bu söylentiler padişahı öfkelendirir. Kahve, tütün ve içki yasaklanır; görevliler bacalardan duman kokusunu arar, yasağa uymayanlar idam edilir, aynı evde bekarlar varsa topluca kelleleri alınır. Şehir sessizliğe gömülmüş, halk ölüm korkusuyla nefesini tutar. Kitap,bu atmosferi yalnızca tarihî bir tablo olarak sunmaz; insan ruhunun karanlığını da gözler önüne seriyor. Gücün insanı nasıl körleştirdiğini, sessizliğin nasıl bir hayatta kalma biçimine dönüştüğünü ve ışığın en çok karanlıkta arandığını gösteriyor. Çünkü bazen en ağır zincirler, bedenlerde değil, kalbin derinliklerinde saklanır. Tarih bilginizle de harmanladığınızda kitabın hangi döneme denk geldiğini anlayacaksınız.
Engereğin GözüZülfü Livaneli · İnkılâp Kitabevi · 202124,8bin okunma
·
35 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.