Puan vermedi·104 syf.····Okunma: 30 Aralık 2025 01:59 Öncelikle yazarın Trans-ontolojik yani geleneksel metafiziği ve varlık felsefesini aşan bir düşünüşle hareket ettiğini bilmemiz lazım. Yazar bunu yaparken Türkçe’ye kadim bir felsefe dili gibi davranıp kelimelerin köklerine çok farklı anlam derinliklerine uzanıyor. Bu durumu her ne kadar cesurca bir hamle olarak bulsam da çoğu yerlerde zorlama bir çaba olduğunu da hissetmeden edemedim. Dilden ya da gönülden bağımsız kocaman evrende bu merkezden, eksenden yola çıkılması felsefeyi dil oyunlarına indirgeyen bir çok meşhur filozof gibi, her ne kadar nitelikli bir araştırma da olsa bence ufku daralttığını düşünüyorum. Varlığı ne zihinde, ne duyguda, ne de başka bir epistemolojik veride anlam kazanmayan yeni üretilmiş, mutabık olunmayan kavram karmaşaları üzerine konuşmanın felsefî derinlikten ziyade bir özentilik olduğunu da düşünmüyor değilim. Yazarın trans-ontolojik çerçevesini çizmek öyle kolay olmasa da kitap kapağındaki aynadan ve bazı fikirlerinden vahdet-i vücut ya da bir çeşit panenteist zihin dünyasından etkilendiğini de varsaymadan edemeyeceğim. Her halükarda çok donanımlı olduğu her halinden belli olan yazarın diğer çalışmalarını da merak ettiğimi belirtmeliyim.
Enteresan bir alıntı:
Öz'den öz'e bu ara-yış yolculuğunda, öz özge'ye uğrar. Dolayısıyla, özge öz'ün kendiyle ilişkisini dolayımlar. Böylece, öz'ün kendi ile ilişkisinde özge asli bir uğrak olarak öz-leme'ye katılır: Öz'ün öz'e doğru macerasında bu gerekli bir dolayımdır, zira kend'oluş yolculuğunda asli bir uğraktır özge.