Nietzsche Ağladığında: Yalnızlık, Kördüğümler ve İnsanın İnsana "Hastalığı"
Bu kitabı okurken hissettiğim en yoğun duygu yalnızlıktı. Kitaptaki her karakter, kendi dünyasında, kendi düşünceleri içinde boğulan yapayalnız ruhlardı. Bazı karakterlerin benliği bile onları terk etmiş, onları yapyapalnız bırakmıştı. Ancak bu kalabalık yalnızlığın içinde en güçlüsü Nietzsche idi; çünkü o yalnızlığından kaçmamış, onu kabullenmişti.
Doktor Breuer, birçok hastayı iyileştirecek kadar donanımlı olmasına rağmen, kendine faydası dokunmayan bir adamdı. Kendini o kadar göz ardı etmişti ki, kendi hayatını bir hapishaneye çevirmişti. Aslında trajedi şuydu: Hapishane olarak gördüğü yer, aslında mutlu olduğu yerdi; ama zihni ona oyunlar oynadığı için bunu fark edemiyordu. Kaçtığı düşünceler onu kovalıyor, o kaçtıkça döngü daha da katlanılmaz hale geliyordu.
Bu süreçte roller değişti; doktor hastanın, hasta doktorun peşine düştü. Breuer, Nietzsche’yi kurtarmak isterken aslında onda kendi yansımasını görüyordu. Kalbi, bilincinden önce bu gerçeği anlamıştı.
Başlarda Nietzsche’yi egosu olan, ailesinden uzak ve katı biri sanıyordum. Ancak kitabın sonunda onun aslında ne kadar merhametli olduğunu anladım. O, insanlığa faydalı olabilmek için kendini bir denek olarak kullanmıştı. Kendi düşünceleriyle savaşıyor, o acıyı ve yalnızlığı önce yaşıyor, sonra yazıyordu. Kitaplarının okunmamasının verdiği hüzün ve sitem, aslında yaptığı fedakârlığın büyüklüğünden geliyordu. Suyu tutmak yerine akışına bırakmayı seçmişti.
Kitaptan çıkardığım en önemli ders şudur:
İnsanlar mikrop gibidir. Hayatımıza girdiklerinde kendileriyle beraber getirdikleri hastalıklar (sorunlar, travmalar, negatif düşünceler) vardır. Biz bazen karşı tarafın "normalini" hayatımızın en üst yerine koyar ve onun altında ezilirken tükeniriz. Oysa karşı taraf için biz o kadar da önemli değilizdir.
Bu yüzden insanlara karşı önlem alınmalı; çünkü senin hayatın değerlidir. Ve unutma, sen de başkalarının hayatında bir mikropsun; sözlerinle ve davranışlarınla onlara ne bulaştırdığına dikkat etmelisin.
Hayat değerlidir ve sahip olduğun tek gerçeklik budur. Diğer insanlar çoğu zaman sadece birer figürandır; senin acını veya sevincini tam olarak anlayamazlar. Bu yüzden başkaları için değil, kendin için yaşa. Suyu akışına bırak ama o suya çamur bulaştırmalarına izin verme; bulaştırırlarsa da kendini o çamurdan temizle.
Ve son olarak; hayatta asla "suç ve suçlu" arama. Eğer suçlu ararsan, hakikatin önüne koca bir perde çekersin. Suçlu yoktur, sadece yaşanması gereken hakikatler ve alınması gereken dersler vardır.