Acının Erken Tanışıklığı ve Hayal Gücünün Kanatları: Şeker Portakalı
José Mauro de Vasconcelos, Şeker Portakalı ile bizi Brezilya’nın yoksul mahallelerinden birine, haylazlığı kadar kalbi de büyük olan küçük Zeze’nin dünyasına götürüyor. Beş yaşındaki bir çocuğun, dünyayı keşfetme tutkusu ile hayatın tokat gibi çarpan gerçekleri arasındaki o ince çizgide yürüyüşünü anlatırken; yazar bizi sadece ağlatmakla kalmaz, çocukluğun o savunmasız ama görkemli evrenine de yeniden davet eder. Bu eser, masumiyetin nasıl yavaş yavaş yitirildiğinin ve "acıyı hissetmenin" ne demek olduğunun en lirik manifestosudur.
Zeze, haylazlıkları yüzünden sürekli dayak yiyen ama aslında sadece sevilmek isteyen dahi bir çocuktur. Sırlarını paylaştığı küçük şeker portakalı fidanı Minguinho ve ona gerçek sevgiyi, dostluğu, "insan olmayı" öğreten Portugada (Portekizli), onun hayatındaki tek ışık kaynaklarıdır. "Öldürmek, sadece bir bıçak alıp birini vurmak değildir; onu kalbinde öldürmektir," felsefesini taşıyan bu anlatı; fiziksel şiddetten ziyade, bir çocuğun hayallerinin ve sevgi bağlarının koparılmasının ne denli büyük bir yıkım olduğunu kanıtlar. Portugada’nın gidişiyle Zeze’nin çocukluğu da o tren raylarında kalır; geriye ise vaktinden önce büyümüş, hüzünlü bir ruh kalır.