·360 syf.····Okunma: 26 Aralık 2025 01:43 Bu gizemli yazarın kitabına inceleme yazmak benim için kolay olmadı. Hem yazarı bilmediğimiz için diğer yazdıklarıyla kıyaslayamadım hem de “tarzı bu zaten” diyemediğim için nereden başlayacağımı bilemedim.
Sonra metnin yazılma derdinden başlamaya karar verdim.
Roman bir olay örgüsü kitabı değil; daha çok arkadaşlık, kadınlık, rekabet ve sınıflar üzerine, içinde olayları da barındıran bir metin. Bu metni okumak benim için çok kolay oldu. Asla yorucu değildi. Aslında sert bir dünya anlatılıyor ama gizemli yazarımız gücünü konuşturup bizi kitaptan itmeden bunu anlatmayı başarıyor.
Lila ve Lenu iki kız arkadaş. Aynı mahallede doğup büyüyen, aynı sınıfa giden iki kız çocuğu. Aynı hayatın içinde, aslında birbirinden oldukça farklı iki karakter. Bu çocuklar hem çok acımasızlar hem de hayatta kalmak için buna mecburlar. Bir yandan birbirlerini kınıyorlar, bir yandan da birbirlerine öykünerek kendi karakterlerini geliştiriyorlar.
Dostlukları da, güç savaşları da tam olarak benim ve arkadaşlarımın yaşadığı gibiydi. Kıskançlık, lider olma isteği, hayranlık, ezilme ve ezme… Hepsi var. Ama işin ilginç kısmı şu ki bu ilişkide ikisi de birbirini besliyor. Biri olmasa, diğeri de o kişi olamayacaktı.
Mahalle ise bu kitabın neden dünyada bu kadar sevildiğini açık bir şekilde ortaya koyuyor. Çünkü burası sanki bir İtalyan mahallesi değil de bir Türk mahallesiydi. Aynı ataerkil yaklaşım, aynı düzen, aynı tas aynı hamam…
Kızların kaderine babaların karar verişi; erkeklerin kızlara nazaran daha serbest olsa da yine de kaderi önceden çizilmiş çocuklar olmaları… Mahalle, aileden bile güçlü bir otoriteye dönüşmüş durumda. Ya bu düzene uyarsın ya da bu düzenin dışına itilip yapayalnız kalırsın.
Nitekim Lila’nın zekâsı bile onu kurtarmaya yetmiyor. Çünkü sistem zekâyı, okuyanı değil; mahalleye en çok itaat edeni ödüllendiriyor. Bu tanıdıklık hissi bana bizim buraları hatırlattı. Muhtemelen dünyanın diğer bölgelerinde ataerkil düzende var olmaya çalışan birçok kadına da fazlasıyla tanıdık gelmiştir.
Her zaman yaptığım gibi kitaptan bir sahne seçecek olsam, iki çocuğun hiç deniz görmedikleri için okuldan kaçıp denizi görme sevdasıyla çıktıkları o yolculuk olur. Lila’nın her zaman daha dik başlı, tuttuğunu koparan bir kız olarak bu geziyi planlayıp mahalleden uzaklaştıkça bilinenden kopmanın verdiği korkuyu yaşaması; Lenu’da ise bunun tam tersi bir özgürleşme hissiyle bir daha geri dönmemeye neredeyse hazır oluşu… Aslında kitap, kendi içinde okuyucusuna bundan sonra olacaklara dair bir ipucu veriyor.
Kitabı okumaya başlarkenki düşüncelerimle bitirirkenki düşüncelerim aynı değil. Hangisi daha akıllı, hangisi gerçekten olağanüstü; bu kızların hayat yolculuklarına tanıklık ettikçe ortaya çıkacak…