Sezgin Kaymaz’la tanışma kitabım oldu Kün.
Hemdem kitaplığı için emaneten gelmişti; vermeden önce okuyayım dedim. Kaymaz’ın güçlü bir hikâye anlatıcısı olduğunu da bu sayede keşfettim.
Kün, sözlü kültürden beslenen bir anlatı. Tekrarlar, yan hikâyeler, oyalanmalar… Hızlanmak, bir yere varmak isteyen bir roman değil bu. Merak eksikliğinden değil; ama uyumlanarak ilerlemek isteyen, o zaman keyif veren bir anlatı. Tıpkı hikâyeler gibi, masallar gibi. Sadede hemen gelmek istemeyen; araya girip “o kimmiş” dedirten, “ne demiş, ne demiş” diye sordurtan; birlikte “yok artık, yuh yuh” diye güldürten bir metin. Ve ben bu yanını çok sevdim.
Ama…
Evet, birtakım amalarım var.
Bunları nasıl anlatacağımı tam bilmiyorum, deneyeceğim. Öncelikle romanın sevdiğim o kalabalıklığı, sona dair beklentimi yükseltti ama bunu karşılayamadı. Başladığı ve sürdürdüğü ihtişamla bitmedi benim için. Roman boyunca anlatıya kattığı derinleşme ve genişlemeyi –ki gerçeküstü öğeleri bu anlamda çok sevdim– temel sorularını düşünsel düzlemde aynı güçle taşıyamadı. Bu yüzden, zihinsel ya da duygusal olarak daha yoğun bir karşılık beklentim biraz sukutuhayale uğradı.
Kün, kader, inanç, iyilik, kötülük, vicdan, ölüm, yaşam ve sevgi meselelerini temelde irdeliyor; bunu da masumiyet üzerinden kuruyor diyebilirim. Büyük meseleler bunlar. Net cevaplar beklemiyorum hâliyle; soruları ve ikilemleri karakterleri aracılığıyla romana güzel taşıdı. Ama toparlayıp bağladığı nokta benim için eksik kaldı, hatta yer yer bildik kaldı. Kendi sorduğu soruların karşısında tökezledi anlatı. Bende böyle bir his ve düşünce bıraktı.
Yine de…
Ömerler için anlatılan bu hikâyeden razıyım. Hüdai Ağalar için. Çetolar için, Menderesler için. En sevdiğim karakterler bunlar oldu. Muzaffer Hoca’ya biraz kırgınım ama sonradan doğru yolu buldu; gönül koymuyorum. Hepsini hatırlayacağım. Şerefsizleri, Muhtar Nacileri ise unutmak istiyorum; tüm yeryüzünden silinseler de hepimiz unutsak keşke…
Hikâye anlatıcılığı, Konya ağzı, memleket insanlarının tanıdıklığı, kurduğu atmosfer… Kün, bu yanlarıyla beni tavladı. Ama bütünsel anlamda gönlümü tamamen fethettiğini de söyleyemem. Yine de tanıştığımıza sevindim.