·496 syf.····Okunma: 30 Aralık 2025 20:25 İlk defa bir İran romanı okudum. Ve ziyadesiyle beğendim. Hem anlatım dili, hem olay örgüsü hem okuyucu üzerindeki etkisi çok başarılıydı. Kitabın isminden, bize anlatılmak istenen konuyu açıkça anlayabiliyoruz. Aşkın insanın gözlerini ne kadar da kör ettiğini, basiretini nasıl bağlayıp esir hale getirdiğini ve nasıl yanlış seçimler yaptırdığını ve sonuçlarının ne kadar da yıkıcı olabileceğini okuyoruz..
Bence özellikle ergenliğe girmiş tüm genç kızların mutlaka okuması, tekrar tekrar okuması, özümsemesi gereken bir kitap.
Kurguya gelirsek;
Kitap asil ve üst tabakadan bir aileye mensup, eğitimli, donanımlı bir genç kız olan Sudabe'nin avam tabakadan, cahil kültürsüz bir aileye mensup bir adama aşık olması ve onunla evlenmek istemesi, bunun için annesiyle münakaşa etmesiyle başlıyor. Anne babasının tüm karşı çıkmalarına, dil dökmelerine rağmen evlenmekte direten Sudabe, halasının da yıllar önce ailesine karşı gelerek sevdiği adamla evlendiğinden örnek verince, Sudabe'yi hem fiziksel hem karakter olarak halasına benzeten annesi, onlarla beraber yaşayan ihtiyar halayı Sudabe ile konuşması, ona nasihat etmesi için getirir ve halacık Sudabe'ye kendi hikayesini anlatmaya başlar..
Mahbube, 3 kızı olan varlıklı ve çok saygın bir ailenin ortanca kızıdır. Annesi 4. çocuklarına hamiledir. Ablası Nüzhet iyi bir evlilik yapmış, kendi düzenini kurmuştur. 11 yaşındaki kız kardeşi Hüceste teyze oğluyla sözlüdür. O zamanlarda kızlar daha çocukken evlendiriliyorlardır.
Hikayenin ana kahramanı olan Mahbube 15 yaşındadır ve güzelliğiyle herkesi kendine hayran bırakan, o dönemin şartlarına göre evlilik çağına girmiş gencecik bir kızdır..
Mahbube'yi çok saygın ve oldukça varlıklı bir ailenin dul ve çocuklu oğluna istemek için görücü gelecektir ve aile bunun heyecanı ve telaşı içindedir. Görücü gelecekleri gün Mahbube'ye giymesi için kıyafet diktirmeye başlarlar.
Mahbube, Dadısıyla beraber kumaş almak için çarşıya çıkar ve bir marangoz dükkanında çırak olarak çalışan Rahim'i iş üstünde görür ve hayatında ilk defa bir erkek görmüş gibi ondan etkilenir.. O günden sonra evden çeşitli bahanelerle gizlice çıkıp marangoz çırağını görmeye gider. Onunla konuşmak için bahaneler uydurur.
Görücüler gelir aile Mahbube'yi çok beğenir ve haber beklemeye başlar. Ama aklı ve gönlü marangoz çırağında olan Mahbube, dul koca istemem diye bahane öne sürerek bu kısmetli evliliği red eder. Annesi hayalkırıklığına uğrar iknaya çalışır ama boşuna..
Bir süre sonra annesi bir erkek evlat doğurur. Babası, sonunda bir oğul sahibi olmanın mutluluğuyla doludur. Annesi doğum sancıları içinde kıvranırken, herkesin dikkatinin başka yerde olmasını fırsat bilen Mahbube mum adama bahanesiyle evden çıkıp marangoz çırağını görmeye gider.. Evden her istediğinde çıkamıyordur ya. Bulmuş fırsatı kaçırır mı sjsjsj
Mahbube, aşkın esiri olmuş kendi kendine hayallere dalmıştır ama sevdiği çocuğun kendi ailesine göre olmadığının farkındadır hem çok utanıyor hem de korkuyordur ama gönlüne ve aklına söz geçiremiyordur ne yapsın, zavallım aşk hastalığına kapılmış bir kere..
Bu sefer Mahbube'nin amca oğlu Mansur ona talip olur. Her bakımdan dört dörtlük bir taliptir ve Mahbube'ye yıllardır aşıktır. (Keşke önceden açılsaydı kıza) Mahbube bu evliliği red edecek bir bahane bulamamanın çaresizliği içinde ablasına derdini anlatır, marangoz çırağına aşık olduğunu izhar eder ve ondan yardım ister.
Ablası annesine, annesi de babasına söyler ve kıyamet o zaman kopmaya başlar. Babasının korkusundan Mahbube günlerce karşısına çıkamaz. Evden dışarı çıkması yasaklanır. Babası onu amca oğluyla evlendirmeye kararlıdır.
Ailecek düğünü konuşmak için amcalarının bağına misafir olurlar. Mahbube, Mansur'a onu sevmediğini, evlenmek istemediğini, başkasına aşık olduğunu söyler. Mansur çok üzülse de evlenmekten vazgeçer.
Aile eve döner. Annesi o kadar öfkelidir ki Mahbube'yi darp eder.. Mahbube günden güne zayıflıyor, aşk ateşiyle özlem içinde yanıp tutuşuyordur. Bir gece vakti herkes yatmaya çekilmişken amcaları gelir. Mahbube gizlice ailesiyle konuşmalarına kulak verir. Amcası Mansur'un ona durumu anlattığını söyler ve Mahbube'yi sevdiği adamla evlendirmelerini salık verir. Babası başta çok karşı çıksa da yapacak en iyi şeyin bu olduğunu kabul eder. Ve Mahbube vuslatına erer...
Bundan sonrası Mahbube'nin tatlı bir rüyadan yavaş yavaş uyanmasıdır artık. Ama ne uyanma...
Tüm basiretini bağlayan, gözünü perdeleyen, yüreğini esir eden aşkın bedeli ağır olacaktır.. Ne kadar yerinedir o söz, "Ehline denk gelmeyen her şey ziyan olur. Can da, inci mercan da.."
Davul bile dengi dengine...
Keyifli okumalar..