Gönderi

7/10
·148 syf.··
Beğendi
·
2025 27. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 30 Aralık 2025 23:13
Halikarnas Balıkçısı'nın bir tür Mitoloji 101 gibi okunabilecek bu eserini oldukça keyifli buldum. Temel olarak Olimposlu tanrılar ve onların Anadolu'daki kökenleri üzerine olan bu kitabın her satırında "Mavi Anadolu"cu akımın yoğun etkisini hissediyorsunuz. Hele ki Kybele başlı başına bir deryadır. Keşke kendisi sadece onun üstüne derli toplu bir çalışma yapmış olsaydı. Balıkçı çok özet olarak ama net bir şekilde onun için Anadolu'daki Pessinus kentinde ve Roma'da düzenlenen festivalleri aktarır. Bu iki festival de doğanın önce ölümü ve ardından ilkbaharda doğumu ile ilgilidir. Burada ölen ve doğan Kybele'nin sevgilis Attis'tir. Yazar bu bayramların bugünkü nevruz, hıdrellez ve hatta İsa'nın yeniden dirilişine denk düşen Paskalya'nın kökeni olduğunu iddia eder ki, Asya'da da görülen bu adetlerin ille de Kybele miti kaynaklı olduğunu kanıtlamak zordur. Anadolu versiyonunda hiyerogamos adlı tanrıların kutsal evlenmesinin yeryüzündeki temsili önemli bir yer tutarken, daha geç dönemde Roma'da yapılan festivalde bunun ortadan kalktığını görürürüz. İki festivalde de başrolde Kybele'nin sevgilisi Attis vardır ki, bu Attis penisini kesmiştir. Pessinus festivalinde Kybele'nin rahibi olmak isteyenler Attis gibi penislerini keserek toprağa gömerler. Bu hem bir fedakarlık, hem de toprağı o penis ile dölleyerek baharın gelişine katkı amacıyla yapılan bir kurban etme işlemidir. İşte tam bu noktada Balıkçı bizim sünnet adetinin kökenini doğrudan buraya bağlar. Hatta sünnet derisinin toprağa gömülmesi adetini de bununla ilişkilendirir. Bu oldukça tartışmalı ve acele bir yorum gibi gözükür. Zira Antik Mısır'da da bu adet, Kybele kültüyle hiç ilgisi olmayarak, mevcuttu. Belki bu adetin kökenini daha da eskilerde aramak gerekir. Balıkçı bunun gibi adetlerin tamamen dinsel olduğunu ve mantıkla açıklanmaya çalışılmaması gerektiğini savunur. Fakat çok eski bir tarihte Herodotos Mısır'da bunun temizlik amaçlı da yapıldığını iddia etmişti. Benzer bir konu da domuz eti tabusuyla ilgilidir. Bugün bu tabunun kaynağını net olarak bilmiyoruz fakat Balıkçı bunu da kestirme bir şekilde Kybele ve Attis'e bağlıyor. Kybele'ye doğurganlığı dolayısıyla dişi domuz kurban edilirmiş ve bunun başkaları tarafından yenmesi tamamen yasakmış. Bu kısım önemli çünkü tanrılara sunulan kurbanlar rahipler tarafından çoğunlukla yenilebilirdi. Ayrıca, bu Attis dostumuzu her sonbaharda öldüren bir yaban domuzu imiş. Kısacası, Balıkçı kurban olarak verildiğinde etinin yenmesinin yasak olması ve Attis'i öldürdüğü için de pek sevilmemesi sebebiyle domuz etinin bugün Yahudi ve Müslümanlar arasındaki yasak olma durumunun kökenini açıkladığına inanır. Bu da bana göre pek kanıtlanamayacak bir adet geçişi teorisidir. Zira İbraniler harici hiçbir yerde bunun izi kalmamıştır ki, onlar da Mezopotamyalıdır. Kitabın sonunda Yunan şiirinin tekniği ile ilgili bir deneme de var. Yazar bariz bir şekilde bunu buraya Yunan şiiri ve tragedyasının da içine sonradan eklenen şarkı ve koro şarkısı bölümlerinin esasında Anadolu'dan gittiği göstermek için eklemiş. Bunu yaparken aslında konudan çok kopmuş. Şu bahsettiğim Mavi Anadolu meselesini daha çok vurgulamak için bunu yaptığını düşünüyorum ama bu bölüm bütünden kopuk duruyor. Bu kitapla birlikte yazarın Anadolu Efsaneleri kitabını okumak da şart oldu çünkü bu kitapta oraya çok atıf var. Okumaya niyetli olanların iki kitabı art arda okumasının daha iyi olacağına inanıyorum.
Anadolu TanrılarıHalikarnas Balıkçısı · Bilgi Yayınevi · 2005564 okunma
·
83 Gösterim
Yorumlar
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.