İnsan, kendi geçmişinden ,anılarından, yaşadıklarından, yaşanmışlıklarından kaçarken aslında içsel bir sürgüne çekildiğini bilse yine de o yola çıkar mı?
“Dünyanın Güzelliği “ ile başdöndürücü bir aşk hikayesi okuyacağımı düşünürken, aşık olmanın insanı nasıl değiştirip dönüştürdüğünü, kendini yeniden nasıl doğurduğunu okumanın hazzına vardım.
Aşık olduğu kadının ihanetine uğrayan bir gencin dünyadaki yerini arama çabası, varoluş sancıları, aidiyetsizlik ve güvensizlik duygularıyla mücadelesini okurken , eser, yalın bir durulukla dünyanın aslında bir mekan değil insanın ruh hali olduğunu gözler önüne seriyor.
Savrulmuş bir adamın hikayesi bu ; zamanın doğrusal akmadığı, geçmişin kabusları ile şimdinin şeytanlarının birbirine karıştığı, adı ile tam bir çelişki içinde olan “Dünyanın Güzelliği” aslında güzelliğin mutlulukta değil her şeye rağmen tüm acılara rağmen vazgeçmemekte saklı olduğunu, ve hatırlamanın da bir var olma şekli olduğunu vurgular.
Sessiz, şiirsel, çokça iç seslere şahitlik ettiğimiz, melankolik ama dramadan uzak, kısa ama yoğun cümlelerin anlam bulduğu, durgun ama durağan olmayan, için için hüznün hakim olduğu bir okumaydı.
Sakin ve dingin bir okuma yaparken, sessiz acılarınıza dokunan, geride bırakmak zorunda kaldıklarınıza duyulan derin özlemin içinizde bıraktığı duruluk hissini seveceksiniz.
Okudukça anlam bulan hayatlara …