Algernon'a Çiçekler’i okuduktan sonra birkaç gün kendime gelemedim diyebilirim. Hani bitirirsin ama aklın hâlâ kitaptadır ya, tam öyle.
Kitabı okurken en çok Charlie’nin yaşadığı duygusal gelgitler çarpıyor insanın yüzüne. Başta her şey çok masum. Charlie sevilmek istiyor, kabul görmek istiyor. İnsanların ona güldüğünü değil, onunla güldüğünü sanıyor. Bu bile tek başına insanın içini burkuyor.
Zekâsı arttıkça duyguları da karmaşıklaşıyor. Eskiden anlamadığı şeyleri fark etmeye başladığında, sanki kalbi de aynı hızla büyüyor ama daha çok acıyı taşıyarak. Bir yerde “Akıllı olmak her şeyi düzeltmiyor” demesi boşuna değil. Çünkü farkındalık, beraberinde yalnızlığı getiriyor. Artık sadece insanlar değil, kendi geçmişi de canını yakıyor.
Ailesiyle olan ilişkisi ise kitabın en ağır yerlerinden biri. Özellikle annesiyle olan bağ… Annesinin onu “düzeltmeye” çalışması, utanç duyması, bastırması… Charlie geçmişi hatırladıkça, çocukluğunda yaşadığı sevgisizlik ve reddedilme hissi daha da derinleşiyor. Babasının sessizliği, annesinin sertliği; Charlie’nin neden bu kadar kabul edilmek istediğini çok net anlatıyor.
Charlie en zeki hâlindeyken bile en çok küçük Charlie’ye üzülüyor. Yani geçmişteki kendisine. “İnsanlar farklı olanlara gülüyor” cümlesi sadece toplum için değil, ailesi için de geçerli aslında.
Kitabı bitirdiğinizde aklınızda Charlie kalıyor. Onun kırgınlığı, yalnızlığı, sevilme ihtiyacı… Kısa bir kitap ama duygusal olarak ağır. Okuyup geçmelik değil; okuduktan sonra bir süre susup düşünmelik.