·208 syf.····Okunma: 18 Aralık 2025 00:00 ‘’ kişi, kalabalıkta erir. bu eriyiş anında bir şey hissedilmese de sesler sustuğunda - şiirde geçtiği - "şenlik dağıldı, bir acı yel kaldı bahçede yalnız" çınlaması kalır acı acı... ‘’
Eridik, eritildik. Olmadıysa başka kalıplara zorla sığdırıldık. Sonra bir an şaşırdık kendimize. Tanımıyoruz bu bedende yaşayanı. Peki neden? Daha dündü bu kendini bilen. Yabancılaştı kendine işte, toplumdan yabancılaştı önce, sonra kendinden. Toplumun zorladığı kişi olmayınca sürgün edildi, sonra kendine baktı. Yaptıkları ve yapmak zorunda kaldıkları ona yabancıydı…
Geriye sayarak ilerliyoruz eserde, neden? Bu zamana gelene dek biz sandığımız biz değildik belki ve şimdi özümüze dönme vakti. Dönerken heybenizde bulunan her şeyi sorgulayın. Sizden çıkmış ve size mi ait, yoksa size uydurulmuş şeyler mi? Mesela hakikat nedir sizin lügatınızda? Yaşamak (ölmek), fark etmek nedir veya yaşadığınız ne zaman önemlidir sizin için? Dün, bugün, yarın?..
İlk geri saymalarda diyor ki, herkes yabancılaşamaz ve yabancılaşmak mutluluk sunmaz. Çünkü her şeyin illüzyon olduğunu anlamak yıkımdır. Kendisini toplum ve yine kendisi kandırmıştır insanın. Görmek için emek ve yürek gerekir…
Her şeye sıfırdan başlayan varsa biri, işte alsın okusun bunu. Felsefi ve psikolojik açıdan aktarılan ve açıklanan olgular, bugünü anlamaya yardımcı oluyor. Her kötü şeye tecrübe diyerek mutlu olduğunu sanan kişilerin kendini kandırdığını, deneyim üzerine yapılmayan şeyler için akıl yürütmenin yanlışlığını bu eserde okudum. Daha nice bildiğim ama tanımlamakta zorlandığım ya da hiç duymadığım/bilmediğim şeyleri yabancılaşma eserinde okudum. Kitabı bir kalıba sığdıramayız, türünü bu yüzden söyleyemiyorum. Ne deneme, ne roman ne de başka bir şey. Kendine özgü, tıpkı yabancılaşan insan gibi.
Bu kitap bana ne kattı? Açıklamakta zorlandığım ama okuyup düşündükten sonra kendi hayatıma uyarladığım bakış açıları kazandırdı. Bildiğim ya da düşündüğüm ama temellendiremediğim şeyleri temellendirmemi sağladı. Bunlar olurken sanmayın ki sadece bilgi temelli veya anlam temelli dümdüz okudum. Ben ilk okuduğumda ağladım. Çünkü anladım, yalnız yaşandığını sandığım şeyler de hiç yalnız olmadığımı. İnsanın kendine yabancı gelmesinin bir sorun olmadığını aksine bir farkındalık olduğunu anladım. Bunları anlarken bir hüzün çöktü elbette, çünkü ben kendi kendimi ötekileştirmiş kendime baskı kurmuştum. O baskının kalkması ve bunu kendime benim yapmış olmam beni yaraladı.
Şimdi kitabın son sayfasını kapatıp, hazmettikten sonra tüm anlatılanları yazıyorum. Bi’ rahatlık var üzerimde. Herkese her şeyi açıklamak zorunda olmayışımın, bazılarının geldiği gibi gideceğinin bilincindeyim. Agoramda ayrı, çarşıda ayrı yaşamak yormuyor, olması gereken bu diyorum. Alev bile aydınlatamıyorsa bazılarını, onlar karanlığa ait diyorum…
Emre Timur’un kalemine aşinayım artık. Yazmak için yazmaz ya da süslü cümlelerle okuruna yolunu kaybettirmez. Sade yazar her şeyi ama o sadelik bile içindeki şeylerle çarpar okurunu.Bu eserde kişiye toplumda ve öznel olarak kendisini sorgulaması gerektiğini, dayatılan normların hayata etkisini ve felsefe bağlamında çoğu şeyin ne anlama geldiğini aktarıyor. Kitabın içerisi, felsefi, sosyolojik ve psikolojik açıdan oldukça zengin ama dediğim gibi zorlamıyor okuru. Kendisinde bir parça mum alevi olan anlayabilir yazdıklarını. Yine de, bu yorumu okuyup yazarla tanışmak isterseniz, ilk kitabınız bu olmasın. Sıralı okuyun ki anlattıklarını ve bu zamana gelene dek süzgeçinden geçirdiklerini görün. Sırasını aşağı bırakıyor, okuyacak olanlara iyi okumalar diliyorum.
Palyaçonun Listesi - Şizofren - Ötekiler - Us - Mimesis - Çürüme - Ödev - Tereddüt - Kuklacı - Yabancılaşma