Merhaba kitap dostlarım
Bugün kalbime dokunan,hayal gücümle birlikte duygularımı da peşinden sürükleyen Dilek Nazlıoğlu'nun fantastik kurgu kitabı#zihinçelen sonsuz yetenek yorumuyla geldim.Bu kitap,sadece farklı bir evrende geçen bir macera değil;aşkın, sadakatin,intikamın ve kaderin insanın ruhunda açtığı izleri sorgulatan derin bir yolculuk.Okudukça anladım ki yazar bizi yalnızca bir hikâyeye değil, karakterlerin iç dünyasına,çatışmalarına ve kırılganlıklarına da okuyucusunu davet ediyor.
Su karakteriyle birlikte kaybolan bir aşkın, belirsizliğin ve içsel sorgulamaların tam ortasına düşüyorsunuz.Su’nun kalbiyle görevi arasında kalışı,her adımda“Ben olsam ne yapardım?” sorusunu sorduruyor.Toprak’ın Su’yu hatırlayıp hatırlamayacağı,hatırlarsa her şeyin eskisi gibi olup olamayacağı bile başlı başına bir yara gibi duruyor. Buğra’nın duygularına rağmen görevine sadık kalma çabası,insanın bazen kalbini susturmak zorunda kalışını acı bir şekilde hissettiriyor. Kırmızı’nın ulaşmak istediği amaç ne kadar karanlık?Toprak,Ateş olarak Kırmızı’nın planının bir parçası mı?Yumi’nin intikam arzusu ise “haklı bir öfke mi,yoksa ruhu kemiren bir karanlık mı?sorusunu akla getiriyor.Her karakterin kendi yarası,kendi gerekçesi ve kendi doğrusu var.Bu da hikâyeyi siyah-beyaz olmaktan çıkarıp gri alanlara taşıyor.Fantastik unsurlar güçlü bir şekilde işlenirken merak hiç azalmıyor,aksine derinleşiyor.Kitabı bitirdiğinizde net cevaplardan çok,zihninizde yankılanan sorularla baş başa kalıyorsunuz.Ama bence bu hikâyenin en güçlü yanı da tam olarak bu.Çünkü bazı kitaplar bittiğinde kapanır,bazıları ise insanın içinde yaşamaya devam eder.Bu kitap,uzun süre etkisinden çıkamayacağım,üzerine tekrar tekrar düşüneceğim hikâyelerden biri oldu.
Fantastik kurguda duygu,gizem ve derinlik arayan herkese içtenlikle öneririm.
.
.
.
.Dilek Nazlıoğlu
.dorlion yayınları