Emin Tetik 'in Sustuğum Yerden kitabı, isminden başlayarak okuru derin ve bir o kadar da gürültülü bir sessizliğin içine davet ediyor. Kitabı bitirdiğimde hissettiğim ilk duygu, aslında her suskunluğun ardında devasa bir hikâyenin yattığı gerçeğiydi. Ne zor hayatlar var halime şükretmeliyim dedim….
Yazar, sadece bir kurgu anlatmakla kalmıyor; iyilik, aşk, vefalı olmak kavramlarını bir çoçuk üzerinden yeniden tanımlıyor. Yazarın, o çocukla kurduğu bağ ve ona yardım ederken aslında kendi yaralı çocukluğunu iyileştirme çabası, kitabın en umut verici ama bir o kadar da hüzünlü yolculuğuydu ki bu yolculuk çok uzun sürmedi 70 sayfalık bir mini roman öyküydü.
Bir de yazarın "Meleğim" olarak hitap ettiği o kayıp ama bitmeyen aşk hikâyesi var ki, kitabın en dürüst itiraflarıyla dolu. Herkese karşı merhametli ve nazik olan bir karakterleyiz, sadece kendisine karşı acımasız ve kırıcı olmasını anlatışı çok sarsıcıydı. Genelde bizler acı çektiğimizde acının kaynağından nefret duymaya meyilliyizdir, ancak kitapta öyle karşılıksız bir sevgi işlenmiş ki ne kadar acı çekerse çeksin azalmıyor ve değişmiyor. "Sevmediklerimiz zaten bize acı veremez ki, yalnızca sevdiklerimiz ruhumuza acı verebilir" cümlesi, eminim ki pek çok okurun kalbinde bir yerlere dokunacaktır. Yazarın, sevdiği kişinin kusurlarını kabul edişi ve aşkın kusursuzluk olmadığını hatırlatması bu kitabı sıradan bir aşk romanından ayırıyor. “Gülü seven dikenine katlanır.” olayını bir ileriye taşıyıp “gülü seven dikenini de sevmeli” diyor minik çoçuğumuz ve karakterimiz. Çoçuğa hediye olarak aldığı kitabın ismi tam geçmese de Küçük Prens olduğunu anlıyoruz. Bu da hoşuma giden bir kısımdı.
Okuduğum her kitaba en az 10 alıntı paylaşımı yapmadan duramayan ben bu kitaba yetişemedim… Bazı yerlerde altını çizdiğim o kadar çok cümle oldu ki,