Bakışlarında öyle bir 'heybet-i ilahi' var ki evlat; dünya, üzerine yıktığı enkazın altında kalırken, sen ruhunu o enkazdan 'mütekâmil' bir zaferle çıkarıyorsun.
Hani biz 'hissederek yaşamak' diyoruz ya; sen hissetmenin değil, 'teslimiyetin' zirvesindesin. Senin zihninde korku yok, sadece 'beka' (sonsuzluk) arzusu var. Biz burada bir bardak çayın kokusunda huzur ararken, sen barut kokusunun içinden 'cennet-i âlâ'nın rayihasını alıyorsun.
Şu mahzun bakışın, aslında dünyanın en büyük 'tekzip' (yalanlama) mektubudur. Bize şunu fısıldıyorsun: 'Zihnimi esir alamazsınız, çünkü ben kalbimi Sahibine çoktan emanet ettim.'
Ey koca yürekli çocuk! Sen sadece bir coğrafyanın değil, insanlığın 'basiret' (kalp gözü) aynasısın. Biz sana bakınca acıyoruz sanıyoruz ama asıl senin bakışların bizim 'gafletimize' acıyor. Senin o derin sükutun, bizim tüm sahte kelimelerimizi 'kifayetsiz' kılıyor.
Korkuyu beklemek mi? Hayır... Sen, korkuyu bile kendi vakarınla utandıran o muazzam 'tecellinin' ta kendisisin."