Yazılan bir yazının yaratıcı tarafından kendi içinde bir fikir sürecinden geçmesi ve bunun da yüzde yüz özgür bir biçimde gerçekleşmesinin önemi yaratıcı yazmanın mihenk taşını oluşturur.
Çünkü fikir aşamasında baskıya veya erozyona uğrayan bir yazın en kötüsü özgün değildir. Daha meydana gelmeden kırpılmıştır, yontulmuştur. Birine göre biri istedi diye yazılmıştır. Korkunç bir edimdir bu. Eğer amaç yaratıcı yazma ise, dış etmenler o yazı sürecine dahil olması gereken son şeydir.
Yazmak bir tür teşhir eylemidir. Kendini ifşa etmedir. Benden bu çıkıyor, gör demektir bir bakıma. Böyle diyip de göstermemek de opsiyoneldir pek tabii. Çünkü bu mentalitede bile yazar bir seyirci kaygısı gütmez, çünkü orijinallik, tekrar edilmezlik bunu gerektirmektedir.
Baskı sporcuların yakıtıdır, yazarın değil. Yazı yazma işleminde ufak ya da büyük boyutlu bir baskı hissetmek yazının doğallığına inorganik bir hava katar. Elinize aldığınız kitap tümüyle yazarın mıntıkası olmalıdır. Herhangi bir dış etmen tesiri altında kalmaksızın yazıldığı hissiyatını okura yansıtmak, yazarın birincil görevi olmalıdır çünkü "bla bla" ne der baskısı, yazara yaramayan bir şeydir.
Atölyede en sevdiğim kurallardan biri de ;
'Saçmalayın' ve bu doğrultuda yazarın öğrencilerden istediği görev olan çirkin bir şeyi güzelleştirmek, dolayısıyla bir izmarit çöpü örneğiyle bunu güzel bir şekilde anlatmasını istemesi, öğrencilerde güzel sonuçlar doğurdu.
"Bir izmarit atığını ne kadar güzel, lezzetli anlatabiliyorsanız anlatın. O çirkin bir şey, onu güzelleştirin. Buna ihtiyacınız varmış gibi anlatın. Beynimizdeki duvarlara yumruk atın. Birinci kural; bir kural yokmuş gibi yazın, sanki gramer diye bir şey yokmuş gibi. Bakın, gözlemleyin, ve o saçmalıkla tanışın. Aklı devre dışı bırakmanın tattırdığı özgürlük ile."
Zira yaratıcılık; içeride kimsenin olmadığını bile bile bütün kapıların çalınması, çıkmaz sokaklar dahil bütün yolların yürünmesi ve ne kadar tuzsuz tatsız da olsa tüm lezzetlerden tadılması demektir, bu yolla elde edilen bir kazanımdır. Bu işin özü denemektir. Haliyle bu da sürekli akışta olmayı gerektiren bir durumdur.
(Sayfa 154)
"Ama işte bir denemeyi değerli kılan, tam da bu "yüzleştirici" olma özelliğidir; cesaretle yazmak bu nedenle önemli. "
"Deneme" kelimesini duyduklarında öğrenciler genellikle büyük bir antipati ile yüzlerini buruşturuyorlar, çünkü 'deneme' kelimesi akıllarına "kompozisyon" u getiriyor. Ama bir konu verdiğimde ve atölyenin sonunda yazılanlar yüksek sesle okunduğunda, deneme yazmayı çok sevdiklerine karar veriyorlar.
Bunun sebebi zannımca kelimenin bu kelimeye verilen sıkıcı anlamı ve çağrışımı yıkıp onun asıl anlamı ile tanışıp içselleştirmeleri olduğunu düşünüyorum. Yaratıcılık fikri, önyargıya tamamıyla kapalı olmalıdır.
(107)Yazmayı planlamayın oturun ve yazın.
(108) Dahası yazmak, çok da "yalnız" bir süreçtir. Bilgisayarınızın veya defterinizin başına oturduğunuz zaman, beyninizle parmaklarınızın arasına hiç kimse giremez.
(113) çünkü yazmak, tatlı diliyle ilhamı deliğinden çıkartan büyülü bir eylemdir.
Bu 3 alıntının ortak fikir noktası; yazmak özelinde de olsa devamlılığın ve bir işin alışkanlık haline getirilmesinin getirdiği büyü hissidir. Yalnız ve devamlı yaptığınız bir şeyi bir süre sonra daha iyi beni benimser, daha iyi sarılırsınız ve onun daha iyi olmasını istersiniz.
Pek tabii yaratıcılık bir bağlamda yalnızlıktır. Hissettirdiği ölçülü obsesiflik, farklı olanı arama içgüdüsü ve buna yorulan bir kafayı taşımak eninde sonunda yalnız hissettiren bir eylemdir. Gel gelelim ki herkesin yürüdüğü yolda yürüyüp farklı adımlar, farklı ayak izleri üretemezsiniz.
Alper Çeker in Edebi Teknikler ve 72 Yaratıcı Yazarlık Deneyi kitabının hissettirdiği özgürlük ve yaratıcılık uğraşı hissinin aynısını hissettirdi. Konu yazı yazma olmasa bile edebi bağlamda analitik düşünme ve fikir yürütme becerisini kamçıladığını düşündüğüm bir kitap oldu. Okumak keyifli idi.