Selam yıldızlarım! Bugün size her kitabını ayrı bir duyguyla okuyup içinde sürüklendiğim Vaveyla Serisi’nin 3. kitabı “Zehirli Ekinoks” ile geldim. Kitabın her bir detayına ayrı bitiyorum ve kesinlikle bu seriye açık renkli tarafı daha çok yakıştırıyorum. Seri zaten birçok acı hissiyle doluyken en azından kapak koyu renk olsun istemiyorum. O yüzden hep beyaz tarafı takarım fekat! Bu kutulu setteki asıl favorim çıkartmalar diyebilirim. Hiç dayanamayıp ajandama güzel bir Vaveyla sayfası yaptım, mis gibi de oldu
Lavin ve Kartal için bu kitap farklı bir seviyeydi. Güvenden ziyade bağlılık ve sevginin daha çok ortaya konması ayrı bir güzellikteydi bence. Onlarla alakalı bir çok şey anlatmak istiyorum; çünkü bu kitapta onlar arasındaki dalgalanma o kadar farklı sebeplerde oldu ki nereye savrulduğumu bilmediğim zamanları da gördüm, savrulmak yerine sımsıkı tutunduğumu da. O yüzden bu kitapta onları okuyarak tatmanızı tercih ederim. Ama bahsetmezsem içimde kalacak bir nüans var; Kardelen’in her an oralarda bir yerlerde olduğunu hissetmek. O his o kadar başka ve tesadüfi görünüyor ki anlatamam. Onu okurken hissetmeli, varlığına gülümsemenizi ayrı bir istiyorum. Kitabın her yerinde ondan bir tat, bir koku, bir detay yer alıyor lakin bence en kıymetlisi Kartal’ın ‘almamıştım’ dediği ile Lavin’in tesadüfen karşısına çıkan detayı. Bu ikisi benim için apayrı bir kıymetteydi..
Hiçbiri değil, belki de hiçbir şey değil; sadece Alper yaktı beni. Öyle böyle değil, cayır cayır yaktı ve hiç acımadan toprak atarak söndürmeye çalıştı. Mahvoldum desem az kalacak resmen. Asla ondan böyle bir geçmiş, böylesine derin izler bırakacak bir şey beklemiyordum. Hani derler ya ‘çok gülene iyi bakın, bazen en çok acı çeken odur’ diye. İşte Alper tam olarak bu gözümde. Yunus’unki daha çok ortada gezinen bir ruh gibi geliyor. Arada canlanıyor ve size de nefes oluyor ama sonra bir sönüyor…
Bu kitapta Gökçe belki en kilit isimlerden biriydi. Bunun olmaması gerekiyordu desem de olması gerektiğini biliyordum. Çünkü her kitapta olduğu gibi bunda da koca bir kilidin açılması için gerekliydi. Susulanların gün yüzüne çıkması için bazı şeylerin suyun dibini boylaması gerekiyordu. Gerçeklerin ortaya saçılması içinse birçok plan ve o plana ister istemez katkı sağlayacak bir kayba ihtiyaç vardı. Tüm bunlar toplanınca ise ortaya koca bir cevap çıktı: katilin kimliği. Evet, bu kitapta Kardelen’in katilini öğreniyoruz. Benim için en acı verici tarafı bunun ortaya çıkış şekli oldu. Kardelen’i anımsattı her şey bana ve içim o kadar fena oldu ki anlatamam. Katilin izini sürerken içten içe bir liste oluşturursunuz ya, ben eminim katilin o listelerin her birinde yer alıyor. Kızsak az gelecek, konuşsak ona fazla nefes tüketmiş hissedeceksiniz. Çok başka bir durumun orta yerinde kalakaldık diyebilirim. Bakalım asıl bundan sonra neler olacak?
Serinin en anlamlı ve kilit noktalarını bolca barındıran kitabıydı diyebilirim. Sanki 4’ten de baya spoi almışım gibi hissediyorum, özellikler birkaç detay ayrı bir dikkatimi çekti çünkü. Yine de bence seri için en önemli kitap olduğu için bu hissimi normal karşılayıp düşünmemeyi tercih ediyorum. Ben her birinizin onlarla ve hikayeleriyle tanışmasını çok istiyorum. Dostlukların kıymetini ve gerçeklerin can acıtan yanlarına şahit olacağınız; bir yanı sevgi doluyken öte yanı toprak kokan bir hikayeye şahitlik edeceksiniz. Bir şans verip onlarla tanışmanızı çok isterim, bence onları sevecek ve acılarına ortak olacaksınız.