Kitapta annesi ve babası olmayan, dedesi, ninesiyle, teyzesi ve eniştesi ile birlikte Kırgızistan’ın dağlık bölgelerinde izole bir hayat yaşayan çocuğun hikâyesini anlatılıyor. Olaylardan çok çocuğun iç dünyasına, yalnızlığına ve hayallerine odaklanıyor. Anlatım dili masalsı.
Doğa tasvirleri çok güçlü. Çocuğun kayaları isimlendirmesi, dağları ve ağaçları canlı varlıklar gibi algılaması güzeldi. Dağların gölgesi göle vurur ve bu gölge akarak çocuğun hayalinde “beyaz gemi” ye dönüşür. Kışın karanlığında dağların korkmaması, ağaçların soğuktan donup kalması gibi anlatımlar da masalsı bakışı destekliyor.
Menfaatçi eniştesi orman koruyuculuğu yapan, gariban dedesi de onun için çalışan biridir. Bahar ve yaz aylarında hayvanlarını otlatanlarla karşılaşsalar da, genel olarak doğayla baş başadırlar.
Çocuk babaya özlem duyar. Babasına kavuşabilmek için balık olmayı, göllerden ve nehirlerden yüzerek beyaz gemiye ulaşmayı hayal eder. Dağlarda Maral geyikleri vardır, koruyucu güçtür onlar.
İnsan doğaya, kültürüne ihanet ederse, geleceğini de yok eder. Her insan vicdanıyla birlikte doğar; bu da iyi bir dünya için her zaman umut kaynağıdır.
Kitaptan bana kalanlar;
. Eyer adını verdiği, yarısı ak yarısı kara bir başka kayası daha vardı. Onun bir eyeri andıran tepesine çıkıp ata biner gibi otururdu.
. Her yedi kişiden biri peygamber olabilirmiş. Peygamber çok iyi, çok akıllı bir insandır. Asıl mesele bu işte diyor, peygamberlerin kendi de bilmezdi peygamber olduğunu.
. Kötü işin sonun da kötü olur.
. İnsan yalnız olunca neler neler düşünür. Gerçekleşmemiş hayallerini, uçup giden yıllarını, ilk aşk maceralarını. O pek gerilerde kalan yılları, erişilemeyen ve erişilemeyecek olan bir isteği hatırlamak, düşünmek de hoş bir şeydi. Niye böyle olur? Bunu da bilmez insan. Ama zaman zaman bunları düşünmekten, o gülleri yeniden yaşıyor gibi olmaktan hoşlanır.
. Çocuk kalbinin, çocuk ruhunun bağdaşamadığı her şeyi reddettin. İşte beni teselli eden de budur. İnsandaki çocuk vicdanı, tohumdaki öz gibidir. Yeryüzünde bizi neler beklerse beklesin, insanoğlu doğdukça ve öldükçe, insanoğlu yaşadıkça, hak ve doğruluk denen şey de var olacaktır.