6/10
·296 syf.··
Beğendi
·
2024 1. kitabı
"Hayatımı zorlaştıranları, çıkmaz yollara bırakanları, bana zararı dokunan herkesi affediyorum. Hepsini affettikten sonra iyi niyetimden dolayı kendime zarar verdiğim için kendimi de affediyorum." Ya unuttukların kadar özgürsün Ya da unutamadıkların kadar tutsak! ​Kendini başkalarıyla karşılaştırma, çünkü her insan parmak izi gibidir, hiçbir yönüyle başkasına benzemez. ​Bütün mutsuzluklar, hatalar, sorunlar, stresler ve çekilmez bir hayat; "başkaları gibi" olma isteğinden doğar. Kendimizi yaratıldığımız gibi kabul etmek ve bir benzerimizin daha olmadığına inanmak huzurlu bir yaşam için yeterlidir. ​Bu kitabın amacı başkalarına bakmadan kıyaslama hastalığını bırakarak kendimizi tanımak ve huzurla yaşamayı bilinçaltına telkin etmektir. ​Ayrıca bu bir kişisel gelişim kitabı değildir, çünkü hiçbir insanın kişisel eksikliği yoktur, sadece kendini tanıma eksikliği vardır. "Unuttukların kadar özgür ol! Unutma! Hayatımızda ya unuttuklarımız kadar özgürüz ya da unutmadıklarımız kadar tutsak! Biz birincisini seçiyoruz..." "Depresyon,çağımızın vebası gibi hemen her insanı yakalayan materyalizmin bir ürünüdür. Genellikle bu kötü ürünü ortadan kaldırmak için antidepresanlardan yardım alırız. Yardım aldığımız haplar yine bizi hasta eden modern yaşamın ürünüdür. Modern çağ bizi hem hasta ediyor hemde tedavi ürünü olan antidepresanlar satıyor. Bir taşla iki kuş vurmak gibi..." "Kafdağını ardına ulaştığında değil,omzuna konan kelebeği fark edebildiğinde mutlu olursun!" " İnsan bir mıknatıs gibidir,mutlaka bir şeyler çeker ve onları bünyesinde biriktirir. Bazı insanlar işine yaramayan,kendini mutsuz edecek,sırtında yük olarak kalacak boş şeyleri çeker ve büyük bir ağırlığın altına girerler." "Kalbi güzel olanın,gözü de güzel görür.Zihni temiz olan insanın hayalleri çiçeklerle donanır.Önce zihin sonra da kalp temizliğine başlamalısın.Aklı ve kalbi temizleyen tek şey güçlü bir inançtır." "Şayet sadece mutlu olmak için hayat vardır fikri doğru olsaydı o zaman sadece tatlı yemekleri yiyebilirdik.Acılı,yemeğe lezzet katan hiçbir yemek sevilmezdi.İkisi de yenildiğine göre,ikisinden de lezzet aldığımıza göre hayata dair soruların birçoğu cevaplanmış demektir." "Zihni bir kahve makinesine benzetirsek,daha duru yaşamak ve kahve makinesinin uzun ömürlü çalışmasını istiyorsak her şeyi zihnimize atıp öğütmekten vazgeçmemiz gerekir. İhtiyacımızın olmadığı, bize yararı olmayan şeylerle zihnimizi yormaya gerek yok.Zihin insanın kullanacağı eşyaları attığı gerekli bir kilerdir.Onu çöplüğe çevirmeye gerek var mı?Kim zihninde ne taşıyorsa,onun kölesidir."Herkes kalbindekini hediye eder." "Evlilikte sen ve ben kelimelerinin yeri yok evlilik "biz"kelimesinin üzerine inşa edilir." "Ruhunuz vücudunuz gibi değildir,doymak için sizden masraflı şeyler istemez,sadece bedava olan şeylerle beslenir. İnanč gibi,iyikik gibi, çalışmak gibi ve her şeyi sevmek gibi..." Belki de dünyada her üç insandan ikisi zihnini çöplüğe çevirmiş ama haberi yok. Bunu en çok psikologlar bilir. Gelen hastaların yüzde doksan dokuzu kadar yüksek bir oranı, bilinçaltına biriktirdiği çöplerden dolayı hayatı kararmış bir şekilde yaşıyor. Bırakın istekleriniz peşinizden koşsun. Çünkü işe yaramaz istekler başka planlarınızı engeller. Arkanızdan gelen sadece ihtiyacınız olan olsun! Uyumsuz bir çift olacağını bile bile evlenmek, kendi hayatının en güzel yıllarını berbat etmeye neden olur.Konfüçyüs'ün evlilik ile ilgili güzel bir sözü vardır."Evlilik upuzun bir ziyarettir. Ne var ki tatlı servisi önce yapılır." En büyük çözümsüzlük çözümün başka yerden gelmesini beklemektir.Problem varsa çözüm yolları da mutlaka vardır. Aşırı ve tutkuya dönüşen başarılı olma hırsı ile çok para hırsı aynıdır, insanın kalbine zarar verir. ​Başarı bütün zihni işgal etmemeli. Çünkü sonu olmayan her şey insanı ruhen ve bedenen hasta eder. ​Ruhen hasta insanların yüzde sekseni gibi büyük bir oranı, aşırı hırstan hasta olurlar. Kendiniz iyileşin,başkası sizi iyileştiremez!... Tolstoy'un çok sevdiğim bir sözü vardır: "Herkes dünyayı değiştirmek ister; ama kimse kendini değiştirmeyi düşünmez!" Hayatımızı berbat hale getiren şeylerin başında kuşkular ve kararsızlık gelir. "Keşke, umarım..." sözcüklerini kullanmayın. Bu sözcükler daha baştan itibaren yenilgiyi önünüze sererek, bütün inancınızı kaybetmeye neden olurlar. Hayat da böyledir siz ne yaparsanız yapın önünüzde yaşanacak olayları engelleyemezsiniz. Şayet engellenecek olsa zaten engellersiniz. Öyleyse insanlar aslında aynı acıları, aynı sevinçleri yaşıyor. Farklı olan zaman ve kişilerdir. Biz insanlar yaşadığımız kötü şeyleri yalnız kendimizin yaşadığını sanırız ve kendimizi yıpratırız. Bazen sağlığımızı bozacak kadar uzun süre takıntı yaparak yaşamı kendimize zehir ederiz. Şunu iyi bilin ki dünyada hiçbir acı ve hiçbir sevinç kalıcı değildir,değişkendir. Aynı acıyı günlerce, yıllarca içimizde taşımanın bedeli ise erken yaşlanmak olduğunu unutmayın. Biz üç kardeşin genç kalmasının sırrı, acıyı da sevinci de tadında bırakıp geleceğe umutla bakmayı başarıyoruz. Bir insanın en güzel aynası yetiştirdiği çocuklardır. Aynanıza iyi bakın ve onu güzel yetiştirin. Çünkü çevreniz çocuğunuzda gördüğü güzel davranışları aynı zamanda size de mal eder. "Parayı köleniz yapın, yoksa efendiniz olur." Kötü olmasaydı iyinin değeri anlaşılmazdı,kötü olmasaydı iyinin hiçbir değeri olmazdı.. Bir nefes gafil O nefes Kafir. Hayatımızda neleri seçiyorsak ve ne ile uğraşıyorsak önümüze onlar çıkar. Seçtiklerimizi kalbimizle istiyorsak iyi veya kötü onunla buluşuruz. Kalbin rotasını iyi belirlersek okyanusta kaybolmayız. Kalbimizin rotasını aklımız belirlemesin, tam tersine aklımızın rotasını kalbimiz belirlesin. Kendisi ile küs olan insanların ruh hali, fikirleri, hayalleri de simsiyah bulutlarla kaplıdır. Kalbinde iyi şeyler olmayan birine güneşin, ayın, yıldızların güzelliğinden bahsetseniz, o yine hata bulur. Ne güneşi beğenir ne de yıldızları... Çünkü severek insan olunacağını henüz keşfetmemiştir. Aklınızın değil, kalbinizin çocuğu olun! ​Kalpsiz hareket eden aklın başı belaya girer. ​Kalbinizi kullanın, onun çizgisi her zaman barış ve huzurdan geçer." Bir ev kadını için, sabah erken kalkmak, çocuğunu okula hazırlamak, sonra eşinin kahvaltısını hazırlamak ve onu işe uğurlamak, ütü yapmak, evi temizlemek, misafir kabul etmek, aile bireylerinin damak tadına göre yemek hazırlamak çok ağır bir iştir. Onu bu ağır işçiliği severek yaptıran tek şey sevgidir. Zihnini çöp evlere çevirmeden, Kafka'nın ev için kullandığı "Az eşya çok mutluluk" sözünü zihninize uyarlayın, "Az fikir, mutlu bir yaşam" tercihini uygulayın. Evlilik yürekten gelmiyorsa temelleri çürük demektir. Evliliği ayakta tutan en sağlam direk dürüstlüktür. Bu ana direği destekleyen şeyler ise içtenlik, kibarlık, "biz" düşüncesidir. Evli insanlar birbirine karşı son derece dürüst ve samimi davranmalıdır. ​Sevgileri ne kadar büyük olursa olsun, kuşku ve şüphe evliğin sonunu getirir. Sevgi sadece sonradan kalbe acı verir. Ve keşkeler sıralanır gider. Evlilikte en büyük hata eşimizle yaşadığımız sorunları başkalarına anlatıp tartışmak ve yorumları uygulamaya kalkmaktır. ​Bir insan komşularına, çevresine, anne babasına eşini şikâyet etmesi kötü bir davranıştır. Bu davranış, sorunları daha da içinden çıkılmaz hale getirir. Şikâyet edilen taraf, bir şekilde konuşulanları duyar ve tamiri imkânsız çatlaklar oluşmaya başlar. Eşinizi kavgalı da olsanız başkalarının yanında sırtını yere getirmeyin, ondan övgüyle bahsedin, yüceltin. Bu davranış, evliliklerin kaskosudur. Sigortasıdır. Böyle evlilikler asla yıkılmaz ve bütün tehlikelere karşı direnç kazandırır. Aile sırlarınızı ikinizden başkası bilmesin, buna izin vermeyin. Mutluluklarınızı acılarınızı her yerde anlatmayın. Böylece evliliğiniz ömür boyu sigortalanmış olacaktır. Herkes birlikteliğinize büyük bir hayranlıkla bakacaktır. Çocuklarınızın yüzünde tebessüm ve mutluluk eksik olmayacaktır. Unutmayın, sırları açık olan evliliklerin ömrü az olur. Korkuları cesaretlendiren ya da bizden uzaklaştıran dilimizdir. Söylediğimiz sözcüklerdir. "Korkuyorum, asla yenemem!" gibi korkuları cesaretlendirici kelimeler asla kullanmayın. Hatta bazen "Nereden incelirse orada kopsun be!" demeyi ihmal etmeyin! Bu söz korkuların kâbusudur. ​Korkularla yaşarsanız korkular sizi yaşatmaz. ​Cesaretli insan olursanız, kaybetseniz bile mücadele ettiğiniz için özgüven kazanırsınız. Kendinizle gurur duyarsınız. ​Korkular sizden korksun siz korkulardan değil... Çünkü gündemde kalmayan problem çözülmüş demektir. ​Biriken faturaların büyük sorun yaratmaya başladığını düşünün. Faturaları seyrederek her gün mızmızlanıp ağlamak mı yoksa tek tek ayırıp, belli zamanlara bölüp ödemeye çalışmak mı daha akılcıdır? ​Mutlaka ödenmesi gereken borcun bir ucundan bir şekilde tutup bir plan yaparak ödemek, sorunun çözülmeye başlaması demektir. Sade insanlar, güneşin ısısını veya bir çiçeğin kokusunu ne kadar doğallıkla duyarlarsa Allah’ı da öyle algılarlar. Fakat Allah, sevmesini bilenler için bu kadar cömert iken, tek kaygısı anlamak olanlara kendini göstermez. Onu tanımlamak gerekince fikir ve söz yetmez. Bundan dolayı dua, aklın karanlık gecesi içinden geçen bir aşk hamlesinde en yüksek ifadesini bulur. ​İnançlar bizden iki şey ister. Birincisi güvenmek, ikincisi ise inançlara sımsıkı sarılmaktır. "İnançlı insan, yeniden düşünen ve şimdiye kadar üzerinde düşünülmüş şeylerin asla yeterince düşünülmemiş olduğu kanısına varan kimsedir" İşte bu yüzdendir ki DUA insana bahsedilmiş en mükemmel güç olarak tanımlanabilir. 'Hayatı yaşamanın iki yolu vardır. Biri hiçbir şeyin mucize olmadığını düşünmek, diğeri ise HER ŞEYİN mucize olduğunu düşünmektir' Neşeli ruh, hayatın simsiyah sayfalarının bile kenarlarını dua ile yaldızlar. ​Kendini iyi hissetmenin kaynaklarından en önemlisi duadır. ​Dua evrenseldir ve ruhların en iyi ilacı dualardır, bütün enerjisini ondan alır. En iyi değilim, en kötü de. En cömert değilim, en cimri de. En kibirli değilim, en mütevazı da. Hiç kimseyi kandırmamış değilim, herkesi aldatmış da. Kimseyi yarı yolda bırakmamış değilim, herkesi satmış da. Hep iyiliğimden kaybetmiş değilim, kötülük yapa yapa kazanmış da. Çok başarılı olduğum günler de oldu, dibe vurduğum da. Sevgi dolu değilim, nefret dolu da. Barışçıyım, biraz da savaşçı. Biraz güçlüyüm, biraz zayıf. Biraz iyiyim, biraz kötü. İyi kötü insanım. Güzelleşmek için kozmetik değil,kalbinizi kullanın!... Güzelleşmenin bir diğer ürünü ise güler yüzdür. Güler yüzlü insanlara dikkat edin bunu açıkça ve net olarak göreceksiniz. Kalbin güzelliği yüze vurur, yüzün güzelliği insanlara pozitif enerji verir. Kendini her şeye rağmen iyi hisseden, gülümseyen, gülümseten insanların yüzü daima taze ve güzel kalır. Derinin rengi ne kadar koyu olursa olsun, yüze ve deriye güzel bir parlaklık veren insanın kalbinin güzelliğidir. ​İnançlarınıza sahip çıkarak hayatınızı kozmetiğe bağımlı halden çıkarın. Cildiniz kısa sürede kendini toparlayacak ve kalbinizin, iyi niyetinizin ve güler yüzünüzün sayesinde güzel bir cilde sahip olacaksınız. Hayat hata aramak yerine güzellikleri ortaya çıkarma arenasıdır.Her şeyde bir leke mutlaka vardır.Onları görmek ya da görmemek kalbimizin güzelliğine bağlıdır. Hepimizin birilerinden sakladığı sırları vardır. Ve bunları zaman zaman yalnız kendisi ile paylaşır. ​"Ne kadar aptalmışım. Huzurlu bir insan arayacağıma zengin birini aramışım ve bu tutku yüzünden hayatımı mahvettim." Örneğin iyi bir sevgili ya da eş istiyorsanız, önce siz iyi bir sevgili ve eş olun. Yolda yürürken vitrinde şık bir elbise görüp almaya çalışmak yerine elbisesi olmayan ve bir elbise ile yıllarca idare edebilen bir Afrikalıyı düşünün. Bu sizi biraz frenleyecektir. Ne dersiniz? Çoğu insan maskelerle yaşar. Her değişik ortama uygun maske kullanarak kendince uyumlu olmayı dener. Ancak bu kişiyi yormaktan ve itibarını yerle bir etmekten öteye geçmez. Varsa maskeleri tek tek atarak iç ve dışımızı uyumlu hale getirmek bizi oldukça mutlu edecektir. Çünkü doğduğumuz andan ölünceye kadar tek arkadaşımız yine kendimiz olduğumuzu unutmamalıyız. Uyumluluk kolay yaşamanın anahtarıdır. Bazı kişisel gelişim kurslarına giderek boşuna zaman ve para harcamaya gerek yok. Ben her zaman böyle kurslara "Kör köre yol sormuş!" derim. Herkes kendi duygularını olumlu kullanarak kendi yolunu rahatlıkla bulabilir. Bazı şeylere kör, bazı şeylere sağır olmak hayatınızı yaşanılabilir kılacaktır. Affetmek... Bize karşı yapılan haksızlığı yapılmamış gibi kabulleniştir affetmek. Şayet affedip unutmuyorsanız bu affetmek değildir, bağışlamaktır. Affetmesini bilmeyenlere bakın, daima şikâyet ve uğradıkları haksızlığı çevresine anlatırlar. Anlatırken o kötü anları tekrar tekrar yaşarlar. Kimsenin ihanetini, suçunu, size yaptığı haksızlığı yanınızda taşımayın, affedin o bu ağırlığı taşısın. "Ben de insanım, hata yapabilirim!" gerçeğini her zaman tekrarlamanın büyük yararı vardır. ​Depresyonun çaresi kendini suçlu hissetme hastalığından biraz daha karmaşıktır. Fakat ne kadar karmaşık olursa olsun, ilaç kullanmadan inançlarına sarılarak kurtulmak en güzelidir. Ben kimim? Bir bireyim. ​Peki, neden intihar ediyorum? Problemlerden bıktım. ​Hangi problemlerden? Aile içi huzursuzluk... ​İyi ama o huzursuzluğun nedeni sen değilsin, sana ne? ​Doğru, bana ne dedim ve o andan sonra kendimi hatırladım. Evet, ben bir insanım ve kendi hayatım olmalı. 'Başkalarının kavgasından neden benim hayatım son bulsun?' Bir şeyin az olması ya da yetmemesi sizi öldürmez, fakat daha fazlaya sahip olma hırsı öldürür. ​Yokluktan şikâyet ettikçe yok olur. Var olanla yetindikçe çok olur. Bunu deneyin sonucu göreceksiniz. ​İnsanın en büyük zenginliği sağlıktır, diğer şeyler sadece sahip olduğumuz varlıklardır, zenginlik değildir. Genç ve özgür iken, düşlerim sonsuzken, dünyayı değiştirmek isterdim. Yaşlanıp akıllanınca dünyanın değişmeyeceğini anladım. Ben de düşlerimi biraz kısıtlayarak sadece memleketimi değiştirmeye karar verdim. Ama o da değişeceğe benzemiyordu. İyice yaşlandığımda, artık son bir gayretle, sadece ailemi, kendime en yakın olanları değiştirmeyi denedim. Ama maalesef bunu da kabul ettiremedim. Ve şimdi ölüm döşeğinde yatarken birden fark ettim ki önce yalnız kendimi değiştirseydim, onlara örnek olarak ailemi de değiştirebilirdim. Onlardan alacağım cesaret ve ilhamla memleketimi daha ileri götürebilirdim. Kim bilir, belki dünyayı bile değiştirebilirdim. ​"Altın çamurun içinde de olsa değerlidir. Paslı demiri sarayın kapısına da assanız yine çirkinliği, pası onun işe yaramaz olduğunu gösterir. İnsanın altın gibi olması dışı ile değil içiyle olur. İnsanlar sizi sevmiyorsa, sizi gören sizden kaçıyorsa, dünya sizin olsa da hiçbir değeriniz yoktur. İnsanın zeki olanı olduğu gibi görünendir." Zaman zaman kendinizi değerlendirin. Yaşadığınız hayatın size kazandırdığı tecrübelerden faydalanın. Yaşamınızda size yararı olmayan şeyleri bırakın. İçinizi çöplerden arındırın, temizleyin. ​İç arınmayı inançlarınızla yaparsanız daha çabuk sonuca gidersiniz. ​"Kalbinizi kendinize kaptan olarak atadığınız zaman korkmayın, geminiz hiçbir rüzgârdan, fırtınadan etkilenmeyecektir. Kalp her zaman sakin bir liman bulacaktır ve sizi o limanda saklayacaktır." Sorgulamayan insan düz mantıkla yaşar, her duyduğunu gerçek sanır. ​Sorgulamayı bilmiyorsanız çocukları izleyin. En güzel sorgulamayı yapan çocuklardır. ​Eğitimde bir şeyler öğretmek büyük bir başarı değildir. Asıl başarı, öğrenilenleri sorgulamayı öğrenmektir. ​Bildiklerini sorgulamaya başlayan insan, zekâsını da sorgulamayla birlikte geliştirir. Özgürlük iki tarafı keskin bir bıçak gibiydi. Ya da özgürlük biraz aykırı düşmek, sıra dışı yaşamaktı. Kısacası özgürlük bir çabanın, bir mücadelenin meyvesiydi. Ve en önemlisi de özgürlük insanın içindeydi. Her insan özgürdür, özgürlüğünü zihninde kendi yaratır, yine kendisi engeller, kendi kendine zincirleri vurur. Özgür olmak isterseniz sevginizi çoğaltın, içinizdeki kini azaltın. Sevdiklerinize önem verin, yardım edin ve sevin fakat canla başla onları memnun etmeye kendinizi adamayın, kendinizi kurban etmeyin. Bu davranış genellikle annelerde vardır. Evlendikten sonra kendini adeta unutur, yok sayar.
Kendini İyi HissetAlexander Winterman · Eftalya Yayınları · 2018228 okunma
·
255 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.