Oscar Wilde ‘dan okuduğum ilk eser olması ve aynı zamanda yazarın tek romanı olması, Dorian Gray’in Portresini benim için baştan özel bir konuma yerleştiriyor. Kitap, zaman içinde yeniden dönüp düşündüğüm ve etkisini koruduğunu hissettiğim eserlerden biri oldu.
Romanda Dorian Gray, Lord Henry ve Basil Hallward üç farklı duruşu temsil ediyor. Bu karakterler aracılığıyla insanın kendisiyle olan ilişkisi sorgulanıyor. Özellikle romanda sanat, gerçeği saklayan değil, olduğu gibi gösteren bir konumda duruyor. Bu yüzden sanat yargılayan ya da yönlendiren bir unsur değil, sadece bir tanık gibi var oluyor.
Roman ilerledikçe insanın kendisinden kaçamayacağı fikri daha belirgin hâle geliyor. “Ruh” kavramı soyut bir düşünce olmaktan çıkıp, neredeyse somut bir anlam kazanıyor.