Gönderi

Harcanmış Bir Kurgu…
6/10
·400 syf.··
2026 1. kitabı
Harcanmış Bir Kurgu… Konu ve fikir bakımından ne kadar hayran olsam da maalesef yazar bu fikrin hakkını verememiş. Kısaca konusundan bahsedecek olursam: Joan bu hikâyenin canavarı ve bunu, Londra’daki tuhaf ailesinin yanına gönderildiği bir yaz tatilinde öğreniyor. Başta her şey sıradan ve keyifli ilerlerken, yaşadığı bir olayla ailesinin gizli güçlere sahip canavarlar olduğunu, âşık olduğu çocuk Nick’in ise onları yok etmeye kararlı bir canavar avcısı olduğunu fark ediyor. Ailesi Nick tarafından öldürüldüğünde Joan’ın önünde tek bir seçenek kalıyor: Hayatta kalmak ve ailesini kurtarabilmek için canavar tarafını kabullenmek. Bu süreçte, kendi ailesinden nefret eden düşman bir soyun varisi Aaron Oliver’la istemeden iş birliği yapmak zorunda kalıyor. Çünkü bu hikâyede Joan, kurtarılmayı bekleyen biri değil; kahraman hiç değil, canavarın ta kendisi. Başta da söylediğim gibi, kitap bize ezbere bildiğimiz kahraman–canavar ikilisini bu kez canavar tarafının gözünden anlatıyor. Bu bakış açısını okuyacak olmak beni gerçekten çok heyecanlandırmıştı. Özellikle bu kitapta canavarların zaman yolculuğu yaptığını ve bu yolculuğu gerçekleştirebilmek için insanlardan zaman çaldıklarını öğrenince “tamam, harika bir kurgu bizi bekliyor” demiştim. Ama yazar ne yazık ki bu güçlü fikrin yazım kısmında sınıfta kalıyor. Heyecanla okuduğum ilk 100 sayfa, yerini bıkkınlıkla ve bitsin diye okuduğum son 100 sayfaya bıraktı. Kitapta kesinlikle ama kesinlikle bir duygusal derinlik yok. Olaylar oluyor ve biz bu olayları dümdüz okuyoruz. Çünkü yazar, hiçbir duyguyu okura geçiremiyor. O an karakterin ne hissettiğini bilsek bile, bu duygular kitapta yalnızca bir iki sahne sürüyor ve hemen bitiyor. Beni en çok rahatsız eden diğer bir nokta ise tasvirlerin yetersizliği. Karakterler bir şeyler yapıyor ama olaylar çok üstünkörü anlatılıyor. Bu yüzden sahneleri kafanda canlandırmakta zorlanıyorsun. Karakterler arasındaki bağlar da oldukça sığ. Aaron bir Oliver, Joan ise bir Hunt ve Oliver’lar Hunt’ları sevmezmiş. Bu nedenle başta Aaron, Joan’dan hoşlanmıyor ama arada ne olduğunu tam olarak bilmediğimiz bir noktada Aaron bir anda Joan’ı sevmeye ve ona derin derin anlamlı bakmaya başlıyor. Bunu okur olarak yazarın yazdığı bazı klişe cümlelerle yorumlayabiliriz elbette ama kitapta Aaron’ın Joan’ı sevmesini ya da ona ilgi duymasını tetikleyecek net hiçbir olay yok. Kitaba dair en büyük hayal kırıklığım ise mükemmel olabilecek final sahnesinin berbat yazılması. Yüzleşmeler, Joan’ın son hamlesi, bir kitap boyunca beklediğimiz o gizemli gücün ne olduğunun bir anda ortaya çıkması (ki kitabı bitirmeme rağmen tam olarak o gücün ne olduğunu hala bilmiyorum) ve Joan’ın bu gücü anında anlayıp ustalaşarak kullanması… Hepsi inanılmaz derecede saçma. İnsanlardan zaman çalmayı öğrenmesi ya da zamanda sıçrama yapmayı öğrenmesi bile daha uzun sürmüştü. Bu kitapta her olay “vakti geldiğinde” oluyor ama hiçbirinin altı doldurulmuyor. Yanlış hatırlamıyorsam 12 ya da 13 canavar ailesi var ve her birinin kendine özgü bir gücü bulunuyor. Böyle bir evren, bu kadar sığ anlatılmamalıydı. Evrenin kurallarına dair, canavarlara dair başta Joan’ın, sonra da bizim neredeyse hiçbir bilgimiz yok. Ama ne hikmetse Joan bir anda her şeyi çözüp herkesi kurtarıyor. Kurgusal eksiklikler görmezden gelemeyeceğim kadar fazla. Özür dileyerek söylüyorum ki, sadece konusu güzel diye bu kadar baştan savma yazılmış bir kitabın bu kadar beğenilmesini gerçekten anlayamıyorum. Final sahnesinden sonra hikâye benim için tamamen bitti. Devam etmemi gerektirecek hiçbir merak unsuru kalmadı. Kalsa bile, yazarın bu konuları tatmin edici şekilde işleyeceğine dair zerre kadar inancım yok.
Sadece Bir CanavarVanessa Len · Olimpos Yayınları · 2022550 okunma
·
71 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.