Hüzünlü bir kitap aslında. Okurken insanın içini ağır ağır dolduran, sessiz ama derin bir melankolisi var. Beni en çok etkileyen şeylerden biri, Fernando Pessoa’nın vefatından sonra bu kitabın yayımlanmış olmasıydı. Sanki hayattayken tamamlayamadığı, hatta belki de tamamlamak istemediği bir iç dökümü okuyor gibiyiz.
Kimi zaman metinlerde tekrara düşülüyormuş hissi oluşabiliyor. Aynı duygular, benzer düşünceler, aynı huzursuzluk… Ama bunu bir kusurdan çok, hayatın kendisi gibi görmek mümkün. Çünkü insan da çoğu zaman aynı duyguların etrafında dolaşıp duruyor.
Pessoa’nın farklı karakterleri (heteronimleri) kendisiymiş gibi kullanması oldukça ilginçti. Özellikle Bernardo Soares üzerinden anlatılan bu metinlerde güçlü bir yalnızlık hissi var. Okurken, bu dünyaya ait olmayan biriyle ya da sanki sonradan gelmiş birinin yeryüzüne yabancılaşmasını okuyormuşum gibi hissettim. Ama tam olarak da böyle mi, emin olamadım. Zaten kitap boyunca beni etkileyen şeylerden biri de bu oldu: Her şeyi netleştirmemesi.
Anlayamadığım noktalar, tarif edemediğim hisler oldu. Ama sanıyorum ki bu biraz da benimle alakalı. Huzursuzluğun Kitabı, okuru zorlayan ama aynı zamanda ona kendi iç dünyasını sorgulatan bir metin. Herkes için aynı kapıyı açmıyor; belki de bu yüzden bu kadar özel.
Sessiz, ağır ve yalnız bir kitap. Herkes için değil ama doğru zamanda okuyan biri için çok derin izler bırakabilir. Huzursuzluğun KitabıFernando Pessoa