Puan vermedi·383 syf.··Beğendi
· "Bu kitabın bir yerlerinde mutlaka kendinizi bulucak, kendinizle yüzleşeceksiniz. Okudukça, yaşamın, sağlığın, sevginin ve huzurun değerini daha iyi anlayacak;her damlası ayrı duygunun rengini taşıyan bir çağlayanın altından geçeceksiniz!" Bir psikiyatristin not defterinden...
İnsan sorunlarının sebebini tamamen dışarıda arar ve bu konuda sorumluluk almak istemezse, terapinin bir yararı olmaz. İnsanların çoğu, sorunlarının sebeplerini çevrede, yani yakın ilişki içinde oldukları insanlarda, aile ve iş çevrelerinde arar.
Annem kirletti onların ruhlarını. Döve döve kirletti onları. Kendilerine ne güvenleri ne de saygıları kaldı. Hepimiz dünyaya kadın olarak gelmenin suçluluğunu atamadık üzerimizden. Bir yandan onlara en nadide çeyizleri hazırlarken, bir yandan da kemiklerini kırana kadar dövdü. Yani kaşıkla verip sapıyla çıkardı. Küçücüktün bir kıza "Deli Dudu" ya da "Pis Südüklü," dersen, o çocuktan hayır mı gelir?"<<Masumlar Apartmanı-Çöp Apartman>>
... Ha annem dokundu, en çok bizi döverken dokundu. Onda da zaten pek elini kullanmaz, bazen oklavayla, bazen süpürgeyle döverdi bizi. Hiç acımazdı bize vururken. Bir anne gibi içi sızlamazdı yani. Ben anne olmadım ama insanın yavrusuna biraz içi sızlar gibi geliyor bana. Hayvanlar bile kıyamıyorlar yavrularına. Ama o bize kıydı.Gülben'in beline vururdu oklavayı. Nasıl sakat kalmadık hâlâ şaşıyorum. Gerçi biz üçümüz iyi kötü hayatta kalabildik, ötekilerin bizim kadar da şansı yokmuş. <<Masumlar Apartmanı-Çöp Apartman>>
+ Siz demek hatalarına rağmen insanları sevebiliyorsunuz.
— Marifet bu zaten. Mükemmeli sevmek marifet değil ki...
Gel bugün bacak bacak üstüne atıp beraber keyif yapalım. Keyif bizi bulmazsa biz onu aramaya çıkalım. Belki bir yerlerde rastlarız ona.
Saygı ve hürmet gören insan kendini saymayı, kendine önem vermeyi öğrenir.
İnsanlar en büyük düşkünlüğü en çok kızdıkları insana gösterirler. Ah bu bilinçdışının bitmez tükenmez oyunları. Hem kızıyor hem de bundan ne biçim suçluyor kendini. Ama bir yandan da gurur duyuyor babasıyla.
Biz çocuklarımızı 18 yaşına geldiğinde sokağa bırakamayız. Yaşlılarımıza evin başköşesinde yer verir ve onlara kendimiz bakarız. Özgürlük anlayışımız bile onlardan çok farklıdır. Birbirimizi hem çok sever, hem çok müdahale ederiz. Namus için cinayetler işleriz. Kol kırılır yen içinde kalır, kan tükürür, kızılcık şerbeti içtik deriz. Çabuk kızar, çabuk unutur, çabuk seviniriz. Onlar bizi anlamaz, anlayamazlar, onun içindir ki yurtdışında yaşayan Türkler, her tür bedensel sorunlarına oralarda çare bulurken, ruhsal sorunları için memlekete koşarlar.
Duygusal durumları ne kadar çabuk değişebiliyor. Küçücük şeylerden nasıl da hemen etkileniveriyorlar. Bir anda dünyanın en mutsuz en kederli, en suçlu insanı iken, nasıl da kolayca gökyüzünün en üst katına çıkabiliyorlar. Sevgileri, tutkuları uğruna neleri göze alabiliyorlar. Onlar için yaşamın temel şartı Sevilmek. Aşk’la Tutku’yla sonsuza kadar Sevilmek ve asla Vazgeçilmemek. Her şeyi affedebilirler ama Sevilmeme'yi Asla. Sevgisiz bir dünyada kadınlara yer yok. Bir kadın olarak onları ne kadar iyi anlıyorum bilseniz. Kadınlar varolmaya devam ettikçe dünyamızdan sevgi hiç eksik olmmyacak. Canları, kanları pahasına bile olsa...
Kadınlar sadece 3. Dünya Ülkeleri’nde değil, Batılı ülkelerde de aile içi şiddete maruz kalıyor, dayak yiyor, hatta öldürülüyor. Fransa’da yayınlanan bir rapora göre Paris’te cinayete kurban giden kadınların yarısının kocaları tarafından öldürüldüğü, ülke genelinde ise aile içi kavgalarda her beş günde bir kadının öldüğü belirlendi. Dünya Bankası’nın verilerine göre dünyadaki kadınların yüzde yirmisi fiziksel ya da cinsel şiddete uğruyor. ABD’de her on beş saniyede bir kadın dövülüyor. Hindistan’da evli kadınların yüzde kırkı, Mısır’da yüzde otuz beşi kıskançlık, yemek ve temizlik yüzünden düzenli olarak dayak yiyor.
— Sahi mi? Ben sadece bizim oralarda dayak yenir sanıyordum.
— Efendiler kölelerini fazla şımartmak istemezler.
— Aynen öyle oldu. "Yediğin önünde, yemediğin arkanda. Daha ne istiyorsun?" der bana.
— Yani sen çantada keklik, o bulunmaz Hint kumaşı.
— Ne güzel söylediniz. Gerçekten de öyle sanıyor kendini.
— O öyle sanmıyormuş. Sen onun öyle sanmasını sağlamışsın.
— Doğru ya.
— Sen ne yaparsan yap ben seni severim. Yeter ki sen beni sev demişsin ona.
— Öyle dedim. Öyle hissettim.
İnancım o ki; insanlarımızın sağlık sigortası olsa, biz psikiyatrlara yetişemeyeceğimiz kadar hasta gelecek ve insanlarımız çok daha sağlıklı, verimli, başarılı ve mutlu olacak.
Ancak günümüz koşulları içinde özellikle gençler kendilerine yeni çıkış yolları arıyorlar.
Kitabınızdaki ortak tema nedir? Tek kelimeyle ARAYIŞ. Yaşamlarına anlam arayan insanlar. Anlam, ancak anlamsızlığın boşluğu varsa aranır. Anlam, yaşam artık anlamını yitirmişse aranır.
Huzur arayan insanlar: Huzur, rahatı bozulmuş, bir tedirgin dünyada en çok ihtiyaç duyulan duygu değil midir?
Güven arayan insanlar: Güven, insanın en çok kendi yazgısının denetimini yitirdiği zamanlarda, yazgının kaprisli fırtınalarında alabora olduğumuzda aranmaz mı?
Aşk arayan insanlar: Aşk, en çok sınırlı olduğumuzu hissettiğimiz, sevmek ve sevilmeyi bilmeyi unuttuğumuz zamanlarda eksikliği hissedilen bir özlem değil mi?
Aidiyet arayan insanlar: Ait olmak, ölümlülüğünü bilen insanın uzayda başıboş sürüklenen bir kaya parçası gibi boşlukta yaşarken, bir büyük güzelliğin parçası olmayı araması değil mi?
Ve insanlığını arayan insanlar: İnsan, insanlığını en çok yitirdiği, kendisini tutsak hissettirecek kadar maddileşen bir dünyada, özünde sonsuzluğu özleyen insanın, kendini araması değil mi?
İnsan, bugün şiddetle bir anlam, huzur, güven, aşk, aidiyet ve insanlık arıyor.
Hepimiz ortağız.
Çünkü hepimiz insanız.
Bir fırtınaya tutulduk, çıkış arıyoruz.
Siz ise iyi ki varsınız. Yaşamımıza ışık, renk ve sevgi saçıyorsunuz.
Bize kendimizi, unuttuğumuz insanlığımızı gösteriyorsunuz.
Bugün, en çok buna ihtiyacımız var...
Bir "DELİNİZ"