Puan vermedi·392 syf.····Okunma: 05 Ocak 2026 17:51 Stephen King’in Kuşku Mevsimi ve özellikle içindeki Esaretin Bedeli hikayesinin etkisi üzerimdeyken ve en önemlisi unutmadan ekleyeyim isterim..
İlk hikayede, kitapta yer alan “Yetenekli Öğrenci”nde saf kötülükle karşı karşıyayız. Bilinçli olarak yapılan kötülükler, bazı rastlantılar ve denk gelişler sanki insan ruhuyla eş değer olanı çekip alıyor. Ve evet, bazı insanlar gerçekten de kötüdür. Başkaları için düşündükleri tek şey zarar vermek ve can acıtmaktır. Todd ve Dussander gibi. Ama sanki hayat onlara daha fazla yaşama şansı da sunar. Kötüysen, her zaman bir ikinci hatta üçüncü planın vardır zaten. Kendini yine güzel savunursun; yetenekli olursun ya da iyi bir anlatıcı gibi kıvırırsın bir şekilde. “Aman Allah’ım” ve “yok artık” diyerek bitirdim ilk kısmı. Eh işte, içindeki kötüyü ne kadar bastırırsan bastır, bir yerde mutlaka gün yüzüne çıkıyor.
İkinci kısım olan Esaretin Bedeli hikâyesinde ise başım döndü diyebilirim. İlk kısımda midem çokça kalkmıştı; ikinci kısımda ise kötülüğe maruz kalan bir adamın, yani Andy’nin hikâyesini okudum. Ona yapılan yanlışın faturası, es kaza üzerine yıkılan bir cinayetin bedeli ve leş gibi bir yer olan hapishaneye doğru uzanan o yolculuk… Tüm bunların Kızıl’la birlikte anlatılması ayrıca etkileyiciydi.
Başına en kötü ne gelebilir? Haksızlığın en kötüsü, özgürlüğünün elinden alınması değil midir? Evet, öyledir. Daha da kötüsü bedeninin istismar edilmesidir. Daha da kötüsü şiddete uğramaktır. Ve bu ancak sen de şiddet uygularsan ya da oyunu kuralına göre oynarsan son bulur. Ya da birilerinin kirli işlerini görürsen… Andy’nin yaşadığı esaret hayatının sonunda eline ne geçtiği ya da neler kaybettiği okurun merakına bırakılsın; sonrasına bakarız. Bu hikâyede hem Andy için hem de Kızıl için gözleriniz dolabilir.
Gelelim son hikâye Solunum Metodu’na… Tüm bu hikâyeleri okurken “Kadınlar nerede, neden eksikler?” diye düşünürken, aniden Sandra Stansfield’in hikâyesiyle kitabın kurgusu tamamlanıyor. Bu hikâyeyi okurken “Evet, kadın olmak böyledir” dedim. Erkekle kadın birbirini sever, kadın hamile kalır, erkek tüyer ve kadın tek başına kalır. Bunun faturasını da yine kadın öder. Her şeyle tek başına mücadele eder, hayatla kafa tutar. Erkekse keyfine bakar, gününü gün eder ve yok olur. Geriye kalan ise kirlenmiş, yaftalanmış kadındır.
Üç kurguda da ortak tema, savaşın ve tanık olunan zamanın kişiler üzerinde bıraktığı etkilerdir. Savaş, kimisinin hasta ruhunu ortaya çıkaran bir etmen olmuştur. Sadist ruhlar, zavallı bedenlerin ruhunu doyuran şeylere dönüşür. Bu ruh yok edilmedikçe, arkasından gelenler de elbette artar. Kötülüğü öğreten oldukça, yok edilmesi zaten mümkün müdür? Todd gibiler hep vardır ve bir şekilde yolunu da bulur. Ve evet, bir noktada korkuyla yaşamak zorunda da kalırlar. Belki de esaret budur.
Bu soruyu kitap boyunca sıkça kendinize sorarken buluyorsunuz. Hak edenin özgürlüğünün elinden alınmasını ve en kötü muameleye uğramasını ister hapiste ister hayatın içinde olsun istemek biraz ütopik belki. Yine de oldukça keyifli ve sarsıcı bir kitaptı. Mutlaka okuyun.