Şeytanın Günlüğü, klasik anlamda “şeytan” anlatılarından farklı olarak kötülüğü bağırarak değil, fısıldayarak anlatıyor. Leonid Andreyev, şeytanı korkutucu bir varlık olmaktan çıkarıp düşündüren, hatta yer yer hak veren bir gözlemciye dönüştürüyor.
Roman, şeytanın bir insan bedenine girerek dünyayı gözlemlemesi üzerinden ilerliyor. Ama asıl mesele bu değil; asıl mesele, şeytanın insanlara baktıkça kendisinden şüphe etmeye başlaması. Günlük formu, metni daha da çıplak ve samimi kılıyor. Okur olarak ben, şeytanın düşüncelerini okurken bir noktadan sonra şu soruyla baş başa kaldım: Gerçekten şeytan kim?
Andreyev’in dili sert ama süssüz. Büyük olaylardan çok küçük anlara, jestlere, bakışlara odaklanıyor. İnsanların çıkarcılığı, ikiyüzlülüğü, güç arzusu ve ahlak maskeleri, şeytanın gözünden anlatıldığında daha da rahatsız edici