Gerçek hayatta “Konkatsu Katili” olarak bilinen dolandırıcı ve seri katilin davasından esinlenen Asako Yuzuki’nin Tereyağı romanı, Japonya’da kadın düşmanlığı, takıntı, aşk ve yemeğin sınır tanımayan hazları üzerine çarpıcı ve rahatsız edici bir keşif sunuyor.
Kısaca kitaba değinmek gerekirse; zengin ve yaşlı iş adamlarını yaptığı yemekler ve sergilediği anaçlıkla baştan çıkaran, ardından onları öldürdüğü iddia edilen gurme aşçı Kaji Manako, yakalandıktan sonra basınla konuşmayı reddetmesi ve kimseyi kabul etmemesiyle büyük merak uyandırır. Hırslı gazeteci Rika, bu sessizliği bozmayı ve davanın ardındaki gerçeği ortaya çıkarmayı kafasına koyar. Ancak asıl soru şudur: Rika, Kaji’yi konuşturmaya ikna edebilecek midir, yoksa o da yemeğin hazzı ve bastırılmış arzuların cazibesiyle kendi iç dünyasında kaybolup gizli benliğiyle mi yüzleşecektir?
Okuru ağır bir dil ve yoğun bir Japon yemek kültürü anlatısı bekliyor; buna hazırlıklı olmak gerek. Romanın satır aralarında bastırılmış kadınlık, kadının toplumdaki yeri, kariyer mi annelik mi ikilemi gibi kadınların evrensel sorunları işleniyor. Anneysen iş hayatında geri planda kalırsın; çalışan bir kadınsan kilona, kıyafetine, tavrına dikkat etmen gerekir; evdeysen kusursuz sofralar kuran bir hizmetçiye dönüşmen beklenir. Kısacası, bastırılmış kadınlık her ülkede benzer biçimlerde karşımıza çıkar.
Tereyağı, ele aldığı temalar bakımından önemli ve düşündürücü olsa da anlatım dili ve tekrar eden yemek betimlemeleriyle yer yer yorucu bir okuma deneyimi sunuyor. Etkileyici bir fikir güçlü bir kurguya dönüşememiş hissi bırakıyor. Bu nedenle, evet; okumazsanız büyük bir şey kaybetmezsiniz. Aynı temaları daha derinlikli ve daha edebi bir tatla işleyen, çok daha güçlü romanlar var.