Dror Ze'evi, bu kitabında Osmanlı'da insanların en özel hayatını, aşk ve cinsellik dünyalarını titiz bir araştırmayla ele alıyor. Hatta yazarın şöyle bir tezi var kitapta: Osmanlı'da sandığımız gibi cinsel suçların çoğu yasaklı değildi ve cinsellik Osmanlı toplumunda çok da ayıp bir şey değildi. Osmanlı toplumu, özellikle 19. yy'a kadar cinsellikte pek çok aşama kaydetmişti.
Eserin 6 bölümü var ve her bölümden birkaç ilginç bilgi paylaşayım belki konuyu daha detaylıca öğrenmek için araştırır okursunuz. Eserin ilk bölümünde bence en ilginç nokta, İslam dünyasında kadınların aslında "yarım erkek" ya da "olgunlaşamamış erkek" olarak görülmeleri ve bu nedenle asla erkeklerle eşit statüde kabul edilmemeleridir.
İkinci bölümde ilginç olan bilgi, Osmanlı'da hiçbir cinsel suçun cezası idam değildir. Bir kadın zina yapsa bile öldürülmezdi. Sandığımız gibi Osmanlı'da aldatanlar, fahişeler ya da zina yapanların kafası kesilmiyordu.
Üçüncü bölümdeki ilginç nokta, mutasavvıfların genç erkekleri izleme zevkinin (en-nazar ila d-emred) onların sonunu getirmiş olmalarıdır.
Dördüncü bölümde Osmanlı rüya tabirinde hiçbir cinsel rüyanın cinsel olarak yorumlanmadığını görüyoruz (Freud'un psikanalizinin aksine). Örneğin yolculuğa çıkan bir erkeğin rüyasında annesiyle seviştiğini görmesi, adamın annesini özlediğini belirtirdi.
Beşinci bölümde günümüzde Ramazan'da çocuklara izletilen Karagöz oyunlarının Osmanlı döneminde oldukça kaba dilli, erotik içerikli ve hiçbir ahlaki sınır olmadan oynatıldığını öğreniyoruz. Karagöz, şehvet düşkünü bir zamparadan başkası değildir.
Ve son bölümde Avrupalı seyyahlar Osmanlı'yı "kadını peçe arkasına hapseden tembel bir millet" olarak yorumlamalarına karşın Osmanlı seyyahlarının da Avrupa'yı "ahlaken düşük" olarak gördüklerini okuyoruz.
Bence Ze'evi'nin bu