·330 syf.··Beğendi
···Okunma: 06 Ocak 2026 02:09 Çoğu zaman romana beklentiyle başlamam, beklentiler insanı üzer çünkü. Zülfü Livaneli benim 2010'larda lisedeki İngilizce öğretmenimin tavsiyesiyle tanıdığım bir yazar, Serenad'ı okumuştum o zamanlar. Yüksek lisans sonrası okumalara dönmek benim için zor oldu, romanları incelemek ve içindeki değeri ölçmeye çalışmak ve yeterli olamamak çok yorucuydu. Uzun zaman sonra okuduğum en uzun romandı diyebilirim. Kıssadan hisse yeniden okumalara karşı beni motive eden bu nadide esere bir yorum yapmasam içim rahat etmezdi. Yorumun başına gelecek olursak dediğim gibi eserlere beklentiyle başlamıyorum, e ufak tefek hislerim oluyor ama ciddi şeyler düşünemiyorum çünkü anlatıcının beni sonsuz olasılıklar içinde kavurması hoşuma gidiyor. Kardeşimin Hikâyesi başta biraz sıkıcı ve sonraları kardeş Mehmet'in hikâyesiyle heyecan bulan bir eserdi diyebilirim. Özellikle Binbir Gece Masalları tarzındaki anlatım hikâyenin nereye varacağını kestirmede esere bir heyecan, bir aksiyon katmıştı. Bu merakla bir günde okudum eseri.
Anlatıcının küçük ipuçlarıyla olayın sonunu az buçuk tahmin edebildim ama böyle bir sonucu asla beklemiyordum. Dediğim gibi bazı ipuçları post-modern roman okuduğumu hissettirdi ve post-modern romanlar da okuru hep şaşırtır, buna hazırlıklıydım ama böylesi bir kurguyu asla beklemiyordum, oldukça etkileyiciydi benim için son bölümler. Hafif bir kalp kırıklığı, biraz hüzün biraz da bir romanı bitirmenin tatlı neşesi sararken beni yorumumu burada bitiriyorum. Okuduysanız teşekkür ederim, iyi günler, mutlu seneler.