Okur arkadaşlarımın tavsiyelerini dinleyerek aldığım Saklı Resimler’i okumakta neden bu kadar geç kaldığımı bilmiyorum ama Stephen King’in bunda büyük payı olduğuna inanıyorum. “Bu kitaba bayıldım!” yazdığını görmeseydim daha erken okurdum muhtemelen.
Mallory Quinn, bağımlılıkla mücadele ettiği geçmişini geride bırakarak hayatında yeni bir sayfa açar. Varlıklı bir aile olan Caroline ve Ted Maxwell’in çocukları Teddy’nin bakıcısı olarak işe alınır. İkilinin arasındaki bağ, yaratıcı oyunlarla ve Teddy’nin çizimleriyle daha da güçlenir. Maxwell’ler de bu uyumdan oldukça memnundur. Ancak zaman geçtikçe Teddy’nin çizimleri karanlık bir hal almaya başlar. Bu resimler beş yaşındaki bir çocuk için oldukça ayrıntılı ve karmaşıktır, Mallory’nin endişesi gittikçe artar.
Anlaşıldığı üzere gizem-gerilim motivasyonumuz olan tekinsizlik olgusu bu kurguda ön planda. Her ne kadar paranormale mesafemi korusam da sanrılı işlere kayıtsız kalamam. Bu durum hali hazırda keyfimi katlarken bir de karakterleri sevmek, işin kaymağı oluyor elbette. Mallory’i ve Teddy’e olan bağlılığını çok sevdim. Yazarın yarattığı atmosfer, kurgu ve karakterler sacayağının üçlüsünü oluşturuyor. Şayet öngörülebilirliği ve parçaların yerine oturması biraz daha çetrefilli olsaydı, dört ayaklı sağlam bir ustalık işi olacakmış. Yani kitabı okurken aklınıza gelen başınıza geliyor. Sorun mu, değil elbette. Biz aldığımız keyife bakıyoruz.
Özetle; duygusuyla, gizemiyle ,vadettiğini karşılamasıyla sevdiğim bir okuma oldu. Bu kadar beklettiğim için ciddi anlamda üzüldüm.