·120 syf.··Beğendi
···Okunma: 18 Ocak 2026 12:41 Henüz kitabın önsözünü yeni bitirdim. Daha ilk sayfalarda, giyotinin yalnızca geçmişe ait bir sembol olduğu yönündeki rahat algının ne kadar sorunlu olduğu fark ediliyor. Fransız Devrimi’yle birlikte anılır. Mum ışıkları, eski gravürler ve sararmış tarih kitapları...
Kitabın önsözünde bulunan tasvirler, betimlemeler çok yerinde. Neredeyse oradaki anlara şahit oluyoruz:
İdamı başarılı olmayan kişiyi aktardığı yerde, yarısı kopmuş başını elleri arasında tutup ölmeyi bekleyen kişi;
Katliamların hukuk adı altında, halka ve halkın içinde bulunana potansiyel suçlulara bu denli aktarılıp "Sizin de sonunuz böyle olacak" gibi bir yaklaşım sergilenmesi;
Tüm bunlar yeterince soğuk değilmiş gibi caydırmak amaçlı yapılan türlü türlü işkence ve idam eserlerinin sokaklarda sergilenmesi.
Tüm bu görüntüler, yalnızca bir cezalandırma biçimini değil, korkunun bilinçli olarak dolaşıma sokulmasını gösteriyor. Hukuk adı altında yapılan bu teşhir, gerçekten toplumu daha iyi bir hale mi getirir yoksa sadece itaati mi üretir?
Önsözün ikinci kısmında bizi bir tiyatro oyunu karşılıyor. Acıklı şair, filozof, şövalye... Tüm bunlar kitabımız hakkında yorumlarda bulunuyor. Kitabın devamını henüz okumadığım için sadece çıkarım yapabilirim. Ve yapacağım çıkarımlar tiyatroda bulunan karakterlerinkine benzeyeceğini sanmıyorum.
Yazarın, bu karakterlerin kitabı küçümseyen ve değersizleştiren kişiler olarak seçilmesini bilinçli bir tercih olarak görüyorum. Bunlar kitabı yanlış anlayan değil, anlamaya ihtiyaç duymayan kişilerdir. İdam kararlarının yakınında dururlar; ama idam korkusu onlara hiç uğramaz. Karınları toktur, aceleleri yoktur. Ölüm, başkasının meselesidir. Yapacakları tek yorum:
"-Artık ölüm cezasının kaldırılması isteniyor ve bunun için acımasız, ahlaksız, değersiz kitaplar yazılıyor, Bir İdam Mahkûmunun Son Günü'ymüş.
-Sevgili dostum, artık o lanetli kitaptan söz etmeyelim; size rastladığıma göre, temyiz başvurusunu üç hafta önce reddettiğimiz o adamı ne yaptığınızı söyler misiniz?
-Ah! Biraz sabredin! Buraya tatile geldim. Biraz soluk almama izin verin. Döndüğümde hallederim. Yine de çok geçmişse, yardımcıma yazarım..."
Önsözün başında dediğim gibi “Fransa’da idamların çok eski bir dönemde sona erdiği" düşüncesi, sanıldığı gibi gerçeği yansıtmaz. Hatta o çok sevilen üçlemenin ilk filmi Star Wars: A New Hope sinemalarda gösterime girdiğinde Fransa’da hala idam cezası uygulanıyordu. Uzay gemileri, ışın kılıçları ve galaksiler arası savaşlar perdedeyken, Avrupa’nın ortasında devlet hala insanları hukuki bir kararla öldürüyordu. Bu iki görüntü yan yana geldiğinde zaman çizelgesi bozulur. Batı’nın modernliği ahlaki tutarlılık garanti etmez. Belki de " Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar".