Puan vermedi·272 syf.··Beğendi
· Duygusunu okura emanet eden kitapları çok seviyorum; ne hissetmemiz, neye üzülmemiz gerektiğini söylemeden, yalnızca biraz yavaşlayıp bazı şeyleri içimizde taşımamıza izin veren kitapları.
Shoko’nun Gülüşü de o kitaplardan.
Öyküler, anlatımının ağırlığından çok anlatılmayanların bıraktığı izin peşine düşmemizi istiyor. Aile içinde kalan, çoğu zaman dile gelmeyen duyguların etrafında toplanan metinler var bu kitapta. Kadınların hayatla kurduğu dirençli ilişki, kuşaklar arasında aktarılan yükler ve alışılmış kabullerin içinde büyüyen her şey kitabın asıl zeminini oluşturuyor.
Öykülerde bireysel hikayelerle toplumsal hafıza iç içe geçiyor. Ama bu, yoğun bir tarih anlatısı gibi değil; yaşananlar, insanların gündelik hayatlarına değdiği kadar var. Yas da, kayıp da, ayrılık da, kabullenme de bu gündeliğin içinden konuşuyor.
Öykülerde pek çok şeyin yarım bırakılması ise bilinçli bir tercih gibi geliyor bana. Yazar, okurunu da kendi serüvenine dâhil etmek istiyor sanki. Her sorunun cevaplanmak zorunda olmadığını söylüyor; her şeyi anlamak zorunda değilsin, diyor. Bu yarım bırakılmışlıklar, okur için bir mola gibi. O boşluklarda birlikte durmayı öğreniyoruz ve öyküler bitse bile kitabın içinden çıkan mektubun eşiğinde kalıyoruz. Böylece “Sır”da, aile içinde saklananın, korunmak istenenin, hatta bazen sevmenin bile nasıl ağır bir yüke dönüşebildiğini görüyoruz.
Belki de bu yüzden bol ödüllü..
Ve biz de iyi ki okuyoruz.