Fahrenheit 451, düşünmenin tehlikeli sayıldığı bir dünyayı anlatıyor. Ama asıl mesele kitaplar değil; insanın düşünmekten vazgeçmesi. Kimse zorla susturulmuyor gibi… insanlar zaten susmayı seçmiş.
Okurken şunu hissediyorsun:
Herkes meşgul, herkes dolu ama kimse gerçekten orada değil.
En rahatsız eden tarafı şu:
Bu kitap “ileride olabilir” gibi durmuyor.
“Zaten oluyor” hissi veriyor.
Dili sade, anlatımı net.
Karmaşık cümlelerle akıllı görünmeye çalışmıyor.
Tam tersine, basitliğin içinden vuruyor.
Beni en çok buradan yakaladı:
İnsan düşünmeyince rahat ediyor ama insan olmaktan da uzaklaşıyor.
Bitince şu soru kalıyor:
Unutmak mı daha tehlikeli, yoksa hiç düşünmemek mi?