Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar romanının ana izleği, bireyin toplum karşısındaki yabancılaşmasıdır. Roman, bireyin kendi iç dünyasıyla toplumun beklentileri arasında sıkışıp kalmasını ve bu sıkışmışlığın insanı nasıl içten içe çökerttiğini anlatır.
Romanın merkezinde, Turgut Özben’in üniversiteden arkadaşı Selim Işık’ın intiharı yer alır. Turgut, Selim’in ölümünü kabullenmekte zorlanır ve onun ölümüne yol açan duygu ve düşünce dünyasını anlamaya çalışır. Bu arayış, aynı zamanda Turgut’un kendi hayatını ve kimliğini sorgulamasına dönüşür.
Selim Işık, benmerkezli ve yoğun bir iç dünyaya sahiptir. Yaşadığı bu buhran, çocukluk yıllarına kadar uzanır. Kendini diğer insanlardan farklı, hatta onlardan daha üstün gören Selim aynı zamanda kırılgan ve oldukça duyarlıdır, çevresindeki insanların onu anlamadığını ve hak ettiği değeri vermediğini düşünür. Hayatın nasıl yaşanması gerektiğine dair net bir fikri yoktur ve bu belirsizlik onu sürekli bir memnuniyetsizlik hâline sürükler. Selim için yaşam, anlamlandırılamayan ve içinde huzur bulunamayan bir süreçtir.
Turgut Özben ise Selim’in ölümünden sonra kendini suçluluk ve inkâr arasında bulur. Selim’e bu kadar yakın olduğunu düşünmesine rağmen, uzun süre onunla görüşmemiş olması ve bunu olağan karşılaması, Turgut’un sorgulanabilir bir çelişkisidir. Selim’in ölümü karşısında bir suçlu araması, aslında kendi pasifliğini örtme çabası olarak da okunabilir.
Her ne kadar Turgut ve Selim birbirinden farklı karakterler gibi görünse de, ikisini ortaklaştıran önemli bir nokta vardır: memnuniyetsizlik. Selim daha karmaşık ve yoğun düşünürken, Turgut daha düz ve yüzeysel bir düşünce yapısına sahiptir. Selim, nasıl yaşayacağını bilemediği ve yaşadığı hayattan mutlu olamadığı için kaçışı ölümü seçerek gerçekleştirir. Turgut ise benzer bir kaçışı