·736 syf.··Beğendi
···Okunma: 07 Ocak 2026 21:58 Kitabın başında akıl onu temsil eden William üzerinden okuyucuya bir kurtarıcı olarak sunulur. William’ın temsil ettiği deneysel akıl, dogmatik düşüncenin karanlığını yenmek üzere bir yola çıkar. Bu yol bir cinayeti çözebilir, hakikati mantık ve olayların işleyişinde ki düzen ile açığa çıkarabilir. Fakat yazar roman ilerledikçe okuyucuya aklın mutlak bir çözüm olmadığını yavaş yavaş hissettirir.
Gülün Adı’nda açık seçik anlaşılır kısım ile orta çağ avrupasında inanç çatışması, kilise ile konumu hakkında hem karakterler hem de diyaloglar üzerinden bilgi verilir.
Tüm bunların bağlamında asıl sorgulanan ise bilmenin bizi hakikate mi yoksa yoldan sapmaya mı sürükleyeceğidir. Bilmek iyi midir, yoksa tehlikeli mi?
Kitap burda zıt karakterle durumu çekişmeli pozisyona getirir, mutlak bir inancın temsilcisi olduğunu savunan Jorge, bilginin insanı günahtan çok şüpheye düşürerek düzeni bozup,saklanması gerekenleri açık eden, gülmenin ve aklın sınırlandırılmasını engelleyen bir tehlike olduğunu savunur.
Yazarın bu noktada taraf tutmadığı açıktır.
William’ın aklı keskindir; evet, olayları çözer. Ancak çözüme ulaştığında geriye kalan şey hakikat değil küldür. Kütüphane yanar. Bilgi yok olur. Akıl her şeyi açıklamış ama hiçbir şeyi kurtaramamıştır.
Bu noktada gerçeğe ulaşmak kurtuluşu getirir mi yoksa sadece yıkıma hız katan bir farkındalık mı oluşturur?
Sorunun cevabını kitabın sonlarına doğru anlatıcı karakter Adso verir. Ne o, ne de o. Ne akıl ne korkuyla şekillenmiş inanç. Bilmek insanı masumiyetten koparır. Bilgi ne iyidir, ne kötü sadece geri alınamaz olandır. İnsan bildiği andan itibaren artık eski haline dönemez.
Gülün Adı aklı yüceltirken aynı anda onu sınar. İnancı eleştirirken onu bütünüyle reddetmez. Eco, okura kesin cevaplar vermez. Çünkü romanın asıl iddiası şudur: Hakikat, tek bir aklın ya da tek bir inancın tekelinde değildir. Geriye kalan yalnızca adlardır.
Güller solar, isimler kalır.
Kitabın bir yerinde Kur’an-ı Kerim den şu şekilde bahsediliyor.
“Kur’an mı, inançsızların kutsal kitabı, sapık bir kitap…”
“Bizimkinden değişik bir bilgi içeren bir kitap…, kütüphanenin burası yalan saydıkları kitapları barındırıyor.”
Bazı kişilerin burdan yola çıkarak Kur’an a hakaret edildiği ve fakat buna rağmen pek çoklarının bu kitabı övdüğünü bunun yanlış olduğunu ifade eden yorumları var.
Bence konuşma açık bir biçimde o dönemin zihniyetini yansıtıyor. Yazarın değil romanın anlattığı dönemin duruşunu. Tıpkı bizim farklı inançları benimseyenleri inançsız görmemiz kadar doğal, Kur’an dışındaki büyük kitapların tahrip edildiğini ve yanlış olduğunu söylememiz nasıl bizim doğrularımızı karşı tarafa kabul ettirmeye yetmiyorsa bu ifadede aynı şekilde bizlere onların doğrularını kabul ettirmekten aciz. Zaten yazarda William’ın cevabı ile içerdiği bilginin farklılığı sebebince böyle kabul ettirildiğini vurguluyor. Yine eleştiri dönemin bilgiden yoksun, sorgulamaktan korkan kesimine geliyor.
Kısacası bir metni okumak onu onaylamak değildir. Anlamak ise savunmaktan önce gelir. Gülün Adı’ nı rahatsız edici kılan şey din değil; okurun yüzleşmek istemediği sorularıdır.
Kitapta bilginin ve sürekli sorgulayan keskin bir aklın kişiyi yaratıcının var olmadığı sonucuna götürmesinden, aynı zamanda korku eksenli bir inancında kişiyi kendini yanlışlar içinde yok etmesi ve tek doğru inanca sahip olduğu kibri ile helak etmesinden bahsedilir.
Bu bağlamda kitabın İslam öğretisiyle ile örtüşen ve ayrışan noktalarından da bahsetmek isterim.
İslamda bilgi; emanettir.
“Kendilerine ilim verilenlerin derceleri yükseltilir.”(mücadele 11)
Ama bu ilim kibir doğuruyorsa, kişiyi hakikatten uzaklaştırıyorsa ve başkasına zulme dönüşüyorsa artık hayırlı değildir.
Gülün Adı’nda da bilgi masum değildir. Bilgi ahlaki bir çerçeve olmadan yıkıcı olabilir. Bu nokta islam düşüncesi ile örtüşür.
İslamda en tehlikeli günahlardan biri kibirdir. Şeytanın düşüşü bilgi eksikliğinden değil kibirdendir. Romanda Jorge “ Ben hakikatin koruyucusuyum” derken kibirlenir.
William “ Her şeyi akıl ile çözerim.” derken sınırı zorlar.
İki uç da hataya düşer. Bu islamdaki “orta yol”(itidal) anlayışı ile örtüşür. İslam düşüncesinde özellikle kelam ve tasavvufta, sorgulanmamış iman eksik kabul edilir.
“ Hiç akletmez misiniz” Kur’an da defalarca tekrar eder.
Eco’ nun eleştirdiği şeyde iman değil, aklın tamamen devre dışı bırakılmasıdır. Bu islamın aklı dışlayan değil, aklı vahyin hizmetinde konumlandıran öğretisi ile paraleldir.
Ayrıştığı nokta ise, İslam’ da
Akıl, Allah’a götüren bir araçtır, nihai hüküm verici değildir. Kur’an da sınır nettir.
Gülün Adı’nda ise akıl bir noktada İlahi sessizliği yokluk olarak yorumlar. Bu islam öğretisi ile örtüşmez. Çünkü İslama göre Allah sessiz değil, insan işitmek istemez.
Hakikat evrensel anlamda ve tabi Eco’ nun dünyasında görecelidir. İslamda ise tektir. Değişen yorumlardır, asıl değişmez. Eco modern/postmodern bir şüpheyle yaklaşır; islam ise ontolojik kesinlik sunar.
Gülmeyle ilgili kısımada değinmek isterim.
Kitapta gülme özgürleştirici bir güç olarak ele alınır, islamda ise yasak değildir ama ölçülüdür.
“Az gülüp çok ağlasınlar.”(Tevbe 82)
Burada ki fark gülmenin konumu değil; merkezde olup olmamasıdır. Eco’da gülme bir direnişken, İslamda ahlakın yan unsurudur. İslam öğretisi şunu söyler; akıl vardır ama sınırı vahiy çizer. Eco şunu sorar: Ya sınırı çizen yoksa?
Zaten romanın asıl gerilimi de buradan doğar. Bu soru islama da diğer kabul edilmiş inançlarada aykırıdır ama soru sormak aykırılık değildir. İslam geleneği soru sormaktan değil, niyetten korkar.
Sonuç olarak Gülün Adı ne islama nede başka inançlara saldıran bir kitap değil. Tabi İslamın sunduğu kesin hakikat zemininide paylaşmıyor. Ayrışma burada. Bu ayrışma fikrimce okurun inancını daha bilinçli bir zeminde yeniden düşünmesine imkan verir.
Bu kitabı sadece polisiye okumak isteğiyle okumak hata olur. Yazarın daha sonra yazdığı “Foucault Sarkacı” isimli kitabıda yine polisiye bir örüntüde benzer konuları işler. Bilgisinden istifade edilmesi gereken bir kitap. Kitaptan bir alıntı ile sonlandırmak isterim.
“ Ya siz?” dedim çocukça bir küstahlıkla.”Hiç yanlış yapmaz mısınız?”
“ Sık sık,” diye yanıtladı. “ Ama yalnızca bir yanlıştansa, bir çok yanlış tasarlıyorum, böylece de hiç bir yanlışın tutsağı olmuyorum.”